|
Beslenmenin bir etiği olabilir mi? Vejeteryanlığı bir yaşam biçim
olarak seçen kişilerle vejeteryan olmayanlar arasında geçen bitip
tükenmez görünen her tartışma aynı noktada tıkanır. "Pekiyi
sebzelerin de hayatı yok mu?" Evet var, vejeteryan yaşam içinde yer
alan kimi gruplar bu soruyu da yanıtlıyor. Ama "kan mitosu" sebze
yemekle kıyaslanmayacak bir durum. Gördüğü bir kuzuya hayran olup
onu kucaklarken incitmemeye çalışan kişilerin daha sonra gidip "kuzu
incik" yemelerinde bir açmaz yok mu?
Beslenmenin tabii
ki bir etiği var; hem kendimiz için hem de yediğimiz şeyler
için. Her seçimiz bir etik değeri de beraberinde getirir. Bir
yemeğin ihtiyaç duyulandan fazla tabağa konmasında, tabakta
kalmasından, tüketilmesine kadar beslenmenin her aşamasında da etik
kendini gösterir.
İnsanoğlunun ilkel dönemde otobur olarak
yaşama adım attığı, daha sonra et yemeye başladığı ve bu sebeple de
apandisit denen organımızın köreldiği
(ağaç kabuğu yediğimiz dönemde sindirime yardımcı olan) dikkate
alınacak olursa vejeteryan beslenmenin aslında doğamızın da bir
parçası olduğu rahatlıkla ifade edilebilir.
Amerikan Kanser Enstitüsü'nün
yayınlarında halkı sebze ve meyve tüketmeye yöneltmeye
çalışmaktadır. Her en kadar et tüketimine karşı bir tavır
sergilemese de "et tüketimi"nin toksik
etkileri konusunda araştırmalar ve iddialar devam etmektedir.
Vejeteryan beslenmeyi "doğal
beslenme" olarak kabul etmek, beslenmenin etiğini yerine
getirmeye tek başına yeterli kuşkusuz değil. Bununla birlikte
bedenimiz için gerektiği kadar ve gereken zamanlarda gereken şeyleri
de yemek, bedenimize olan etik sorumluluğumuzu ifade eder.
Doğal beslenme hususunda önemli bir
diğer konu da tüketilen gıdaların sağlığa uygunluğudur. Ne yazık ki
sebze ve meyve alanındaki kitlesel üretim ve gelişen endüstri,
kimyevi maddelerin tarım alanına hızla girmesine yol açmış ve
kimyevi olarak kirlenmiş sebzeler ve meyveler masalarımıza
ulaşmıştır. Doğal üretimin bu şekilde tahrip olması ise kanser
vakalarında artışa sebebiyet vermiştir. Günümüzde doğal olarak meyve
ve sebze üretebilmek için kimyevi maddelerle
kirlenmemiş toprak parçası bulmak emin olun oldukça güçlük
arz etmektedir. Yağmur yoluyla toprağa sinen kimyevi maddeler
toprağın bereketini de kaçırmaktadır.
Tüketim toplumunun en öne çıkan
özelliklerinden biri olan "hızlı yemek kültürü" ve beraberinde gelen
"aşırı yemek tüketimi" ise bugün bir
çok insanın diyetisyenlere, doktorlara çeşitli şikayetlerle
başvurmalarına sebep olmuştur. Kilo sorunu ve aşırı beslenmenin
yarattığı fiziksel ve ruhsal dengesizlikler insanoğlunun baş etmesi
gereken modern sorunların başında gelmektedir.
Tüketirken, tükettiğimize ve
tükettiğimize sahip olmayanlara saygı da beslenmenin etiğinin bir
parçasıdır. Günümüzde açlığın hala insanoğlunu tehdit ettiği
hatırlandığında bilinçsiz ve aşırı yemek
tüketimi bir ahlak sorununu da beraberinde getirmektedir.
Kısacası, beslenirken yaptığımız
seçimleri tekrar gözden geçirmeliyiz. Ne yediğimiz kadar, neden
yediğimizi de önemseyerek doğal yapımıza uygun bir
beslenme
kültürünü hep birlikte kazanmalıyız. |