|
Vejeteryanlık ya da "duygusal
sebeplerden dolayı et yememezlik" aslında insanoğlunun din ve
doğa arasındaki sorunsalından çıkmıştır. İlkel toplumlarda belli bir
hayvanı topluluğun koruyucusu olarak seçen kabileler sadece özel
ayin gecelerinde bu hayvanı yemeye yönelmişlerdir. Bu hayvanı
yediklerinde onun gibi güçlü olacaklarını düşünmüşlerdir. Bu bir
anlamda insanoğlunun belli bir hayvanı yememek konusunda göstermiş
olduğu "etik yaklaşımının" ilkel bir örneğidir.
"Ölüm"
olgusunu sorgulayan insanoğlunun dinsel anlayışı içinde de "hayvan
öldürmeye" karşı bir tavır hep olagelmiştir. Eski çağlarda "et
yememek" dini yöneten din adamlarının uyguladığı bir arınma perhizi
olarak belirmeye başlamıştır.
İlk çağlardaki felsefe okullarının bir
kısmı da "et yememeyi" benzer bir şekilde ahlaki bir düstur olarak
kabul etmişlerdir. Hindistan ve Doğu Akdeniz'de MÖ 1. yüzyılda kimi
felsefe okulları "et yememezliği" kendileri için ayırt edici bir
özellik olarak kabul etmişlerdir. Akdeniz bölgesinde ise
Samoslu Pythagoras ile et yemememeye
yönelik sempati çoğalmaya başlamıştır.
Aynı şekilde Platon ve ardından gelen
Yeni Platoncular da et yememeyi ahlaki bir yaklaşım olarak kabul
etmişlerdir.
Bir çok din anlayışının içerdiği "kurban
törenleri" de et yememe konusundaki yaklaşımların çoğalmasında etken
olmuştur. Kurban törenlerine karşı çıkan insanlar arasında et
yememezlik kabul görmeye başlamıştır. Bu etkiyle
Budizm içerisinde, kimi Musevi ve
Hıristiyan mezheplerinde et yememe dinsel bir tavır olarak
benimsenmiştir. 16. yüzyılda yaşayan Hint-Türk Hükümdarı Ekber de et
yememeyi tercih eden müslümanlar arasında yerini almıştır. Keza
tasavvuf düşünü içinde de et yememe belli bir kabul görmüştür.
Kitab-ı Mukaddes'te
de Cennet'te insanların et yemediğinden bahsedilmektedir. 17.
yüzyıldan başlayarak birçok filozofun et yememe konusunda
destekleyici bir tavır içinde olduğu görülmektedir. Voltaire ve
Shelley bu filozofların başında gelmektedir.
19. yüzyılın ikinci yarısında ise ilk
kez Anglo-Sakson ülkelerde et yemeyenler kendileri ile aynı görüşte
olanlarla kulüpleri kurmaya yönelmişlerdir.
20. yüzyılda ise
Bernard Shaw, Leo Tolstoy gibi entellektüeller et yemez
tavırları ile bu yaklaşımın etik yönünün kitlelere ulaştırmışlardır.
60'lı yıllarda yaşamın her alanında
başlayan özgürlük hareketleri sonucunda Doğu Felsefelerini önemseyen
Hippi Akımı
ile et yememe kültürü çok hızla büyümüştür.
Modern çağın özellikle beslenme üzerinde
yaratmış olduğu problemler bilim tarafından tespit edildikçe "et
yememe"ye yönelmede artış olmuş, özellikle "kanser"
ve "diyet" insanoğlunun "et yememe"ye
olan ilgisini çoğaltmıştır.
Vejeteryan Beslenme...
|