|
Alman Kültür'e gittiğime göre
Alman Kütüphanesi'ne de
kaydolmalıydım. Oda Kule'nin sanırım üçüncü katındaydı ve herkese
yardımcı olan Hayriye Hanım kaydımı yapmıştı. Pırıl pırıl beş
kitabı ve bir kucak dolusu klasik müzik plağını bir seferde ödünç almak azımsanmayacak bir
ayrıcalıktı. Das Tagesbuch des Anne Frank's da ilk alacağım kitaplardan biri
olacaktı. Ama Almancam henüz kitap okumama izin verecek kadar ilerlememişti. Yine de
Anne Frank'ın Günlüğü'nü ödünç aldım. "Liebe Kitty" diye başlayan bu kitabı
kutsal bir metin sayıp günler boyu özenle yanımda taşıdım durdum. Günlük tutmaya
da ilk kez o zaman başladım. Anne Frank her güne "Liebe Kitty" diye
başlıyordu. Sanki biri ile konuşarak yazıyordu. Ben de kendi günlüklerimde benzeri bir hitap şekli
oluşturmalıydım.
Anne Frank'la
ikinci karşılaşmama kadar uzunca bir süre geçti. Üniversite kitaplığında bir
dönem ödevi için kitap kartotekslerini karıştırıyordum. Birden Anne Frank'ın Günlüğü
yazılı kartoteksi gördüm. Can Yücel'in
çevirisi ile yayınlanan bu kitabı hemen kütüphaneden alarak sabırsızlıkla yurda
döndüm. Kitabın sayfaları yıllar boyu durduğu depoda o kadar sararmıştı ki,
sanki günlüğün orijinalini okuyormuşsunuz hissine kapılıyordunuz.
Anne Frank, Nazi zulmünden
korkan Hollandalı bir Musevi ailenin kızıydı. Nazilere yakalanmamak için ailecek
bir evin çatı katına saklanmışlardı. Sürekli Nazilere yakalanacaklarının
korkusu içindeydiler ve günler haftalara, haftalar aylara uzadıkça bu korku daha
da artacaktı. Doğum günleri, evlilik yıldönümleri, kavgalar, tartışmalar kısaca
aile üyelerinin tüm yaşamları bu çatı katına hapis olmuştu. Tek lüksleri savaş
haberlerini dinledikleri radyoları, caz plakları ve ara sıra kafalarını uzatmaya
korktukları küçük bir çatı kapağından kente bakmaktı.
Frank Ailesi
savaşı ve hapislik duygusunu çocuklarına hissettirmemek için olağanüstü bir çaba
sarf ediyorlardı. Doğum günü kutlamaları bu çabanın bir parçasıydı. Küçük
kızları Anne Frank'a doğum gününde bir defter hediye edilecekti ve o da bu defteri
günlük yapmaya karar verecekti. Günlüğün ilk sayfasına 12 Haziran 1942 tarihini
atıp "Liebe Kitty" diye yazmaya başlayacaktı.
Frank Ailesi ne
yazık ki Nazilerden saklanmayı başaramayacaklardı. Bir muhbirin jurnali ile
üstelik de savaşın bitmesine az bir süre kalmışken SS'ler tarafından
yakalanacaklardı. Anne Frank "Liebe Kitty"sine veda etmeye bile fırsat
tanınmadan aile üyeleriyle toplama kamplarına gönderilecekti. Toplama
kamplarında önce anne Edith Frank yaşama
veda edecekti. Çok hastaydı ve direnmeyecek gücü kalmamıştı. Sırada Anne Frank ve
ablası Margot vardı. Az yemek ve bakımsızlık yüzünden tifüse yakalanacaklardı.
İki kız kardeş de ölüme yenik düşeceklerdi. Çelimsiz bedenleri yakılmak üzere
bir el arabası yardımıyla cesetlerle dolu yamaca atılacaktı. Ve bir gün savaş bitecek, Auschwitz cehenneminden sadece Baba Otto Frank kurtulabilecekti,
tabii böylesi bir
trajediden sonra kurtulmak bir anlamı taşıyorsa...
Otto Frank
kaybettiği ailesinin ardından bir şeyler yapmak istedi. Onları geri getiremese
de onların ruhunu dindirecek bir şeyler... Yazmayı seven kızının günlüklerinin
yayınlanabileceğini düşündü. Otto Frank günlüklerin yayınlandığında böylesine ilgi çekeceğini hiç ummamıştı.
Ama kızı Anne Frank'ın 2 yıl boyunca her güne "Liebe Kitty" diye başladığı
günlük yayınlandığında çok büyük ilgi topladı. Anne Frank'ın
Günlüğü yüzlerce dile çevrildi ve Alman Faşizm'in acımasız yüzünün önemli bir
kanıtı olarak kabul gördü.
Günlüğü okumayı
bittirdiğimde hareket bile edememiştim. Yatağımın içinde sanki mıhlanıp
kalmıştım. Kitabı göğsüme bastırıp Anne Frank'la vedalaştım. Yıllar sonra tekrar
karşılaşacağımızı bilmiyordum.
Ama tekrar
karşılaşacaktık. Artık bir kedi dostu
olmuştum ve Anne Frank yine bir tesadüfle karşıma çıkacaktı. Belki de bulmacanın
son parçasını tıpkı yukarıdaki fotoğrafındaki gibi bir tebessümle bana
uzatıyordu. "Liebe Kitty" diye başlayan günlüğü okumuş olsam da "Kitty"nin
anlamını bu son karşılaşmamızda öğrenecektim. "Kitty"nin Almanca'da "küçük kedi" anlamına
geliyordu. Anne Frank kedilerden çok hoşlanıyordu ve günlüğünü küçük bir kedi
olarak görüyordu. Tüm duygularını
ayrıntılarıyla bu küçük "kediciğe" anlatıyor, çocukluktan genç kızlığa adım
attığı günlerin tanığı hep o küçük kedicik oluyordu. Çatı katında yalnızlığının,
korkularının belki de yarattığı bir dosttu bu küçük 'kedicik'.
Fotoğraftaki
kedi dostu küçük kıza bir kez daha baktım. Ne kadar masum ve ne kadar
mutlu gözüküyordu. Okulda çekilmiş bir fotoğraf olmalıydı. Mono-Lisa gülüşlü bu küçük
kız fotoğrafı çekilirken acaba ne düşünüyordu? Bir gün bir toplama kampının kirli odalarında tutsak edileceğini, annesinin, ablasının ve
kendisinin bu karanlık ölüm kampından bir daha çıkamayacaklarını düşünebilir
miydi?
|