|
Kokuların
Alfabesi
Oğuz Eminiyet Müdürlüğü’nden nihayet
sabaha doğru dönebildi. Serap ise Oğuz’un uykusunu bölmek istemedi
ve yanağına bir öpücük koyup işe gitmek için hazırlanmaya başladı.
Ama duşa girmeden önce benim en sevdiğim konservelerden birini açtı
ve bir süre benimle oynadıktan sonra duşa girdi. Konserveyi yeni
yemiştim ve Serap da duşunu aldıktan sonra çıkmıştı. Oğuz ise hala
uyuyordu, ama benim bu olayı çözmede Oğuz’a yardımcı olmam
gerekiyordu. Dayanamadım ve Oğuz’un kanepeye bıraktığı ceketine
yöneldim. Ceketin ne kadar cebi varsa hepsinin içini halıya
boşalttım. Sehpanın üzerine bırakılmış naylon poşet içindeki
belgeleri de inceleme alanıma aldım.
Oğuz olayları araştırken hep not alır,
sağolsun bu da benim işimi çok kolaylaştıryor. Sarı kapaklı
defterine yeni notlar almıştı. Evet doğru tahmin etmiştim, intihar
notunu yazanın ölen kadın olmadığı kriminolojik raporla tespit
edilmişti. Yazının A... C... Çerçiligiller’e ait olduğu ihtimali ise
araştırılıyordu. Ama adam adresinde bulunamamıştı, muhtemelen
kaçtığı düşünülüyordu. Ama evinde bulunan belgelere el konulmuştu.
Naylon torbaların içindeki belgeler bunlar olmalıydı. Notları
okuduktan sonra hemen naylon torbalardaki belegelere yöneldim.
Oğuz’u fazla da kızdırmamak için dişlerimi ve patilerimi kullanıp
dikkatlice onları açtım. Açar açmaz bir koku beni şaşkınlığa
uğrattı. Bu koku ölen kadının ajandasında da, intihar notunda da ve
kaçan A.. C... Çerçiligiller’in el konulan dökümanlarında da vardı.
Aynı kokuydu. Ama daha dikkatlice koklayınca bu kokunun iki kokunun
bileşimi olduğunu anladım. Biri kadın parfümü kokusu idi bir diğeri
ise terli bir erkeğe ait bir kokuydu. Muhtemelen kadın parfümü
kokusu ölen kadına, terli erkek kokusu ise A.. C... Çerçiligiller’e
ait olmalıydı. Bu olabilirdi. Zira iş için görüşüyorlardı. Ama
intihar notundaki koku daha çok korkmuş insanlara ait bir kokuydu,
belgelerdeki ve ölen kadının not defterindeki koku daha çok kendini
mutlu hisseden iki insanın kokusu gibiydi.
Oğuz deliksiz uyuyordu, ta ki telefon acı
acı çalana dek. Oğuz kalkmamakta ısrarlıydı. Arayan numaraya baktım,
Oğuz’u Emniyet Müdürlüğü’nden arıyorlardı. Babası Kemal Kaptan’a
olan sözümü tuttum ve uykucu oğlunu uyandırmak için yatağa hızla
zıplayıp tepinmeye başladım. Oğuz korku ve şaşkınlıkla uyandı. “Dina
Allah aşkına uyuyordum” derken telefonun sesini farketti.
- Alo?
- Salih Abi? Yoo uyandım. Dinliyorum seni.
- Ne olmuş?
- Öldürülmüş mü?
- A.. C.. Çerçiligiller mi?
- Nerede bulundu?
- Belediye binasından 200 metre ötede bir
köprü altında mı?
- Vurularak mı öldürülmüş?
- Hiç bir kanıt yok mu?
- Tamam Salih Abi, ben kalkıp birazdan
gelirim.
Oğuz, yatakta bir süre daha kaldı.
Uyumuyordu, olayları düşünüyordu. Böyle anlarda ikimiz de
gözlerimizi birbirimizden ayırmayız. Ben Serap’ın yastığının
üzerindeydim. En sevdiğim anlar bu anlardır. İkimiz de böyle anlarda
inanılmaz derinlemesine düşünürüz. Oğuz sonra kalktı, ama tüm
yorgunluğuna rağmen başıma bir öpücük koymayı da unutmadı. Mutfağa
gidip her zamanki gibi sade ve şekersiz kahve aldı. Ama Oğuz’un bu
yoğun temposunda daha sağlıklı beslenmesi gerekiyordu. Raflardan
birinde duran yulaflı kahvaltılık kutusunun oraya bir hamlede
sıçradım.
- Ovv Dina. Kahve içmek istediğimde hep
böyle yapıyorsun. Hani kedi olduğunu bilmesem acaba bana bir şey mi
anlatmaya çalışıyorsun diyeceğim. Acaba kahvenin kokusundan mı
rahatsız oluyorsun. Ama Nevin Teyze ile Serap’ın Türk kahvesi
sohbetlerinde fincanların dibinden de ayrılmıyorsun. Ne yapayım
sabah uyanmak için kahve içmeliyim. Sabahları genelde bir şey
yiyemiyorum. Ama bir şeyler yemek lazım değil mi? Hmmm ne yesem
acaba. Kolay bir şey olsun. Aaa senin şu tırmandığın raftaki Yulaflı
Kahvaltılık şu an için ideal. Sütü koy, şekeri dök ve yulafı
karıştır. İşte bu kadar.
Oğuz, kahvaltısını yapınca içim rahat
etti. Ama salonda karıştırdıklarımı görünce bana biraz kızdı. Sonra
duşa girdi ve ıslak saçlarla evden çıktı. Banyodaki havluyu hızlı
bir pati çalımı ile alıp arkasından koştursam da, beni görmedi.
Umarım üşütmez deyip, ev halkı dönene dek ne yapayım diye düşünmeye
başladım. Televizyonu açıp pembe dizi seyredebilirdim. Ama bazen
onlar gelmeden televizyonu kapatmayı unutuyorum. Gerçi kitaplara da
dalabilirdim. Televizyon mu yoksa kitaplık mı arasında kaldım. Sonra
televizyona karar verdim. Ehh ben de yorulmuştum. Pembe dizinin
ortasına gelmeden uyuyacağımı da biliyordum. Yine de TV’yi açtım.
devam edecek
|