![]() |
3 | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Gaultier'nin Etek Giyen, Makyaj Yapan Erkekleri
Madonna’nın bir dönem modacısı olan Gaultier, erkek modasındaki radikal yaklaşımları ile öne çıkıyor.
Gaultier, bir çok kültürde erkeklerin etek giyildiklerinden hareketle, eteği erkek giyimine getirmişti. Ama Gaultier bununla yetinmedi ve şimdilerde erkeklerin de makyaj yapma hakkını savunmaya başladı. Gaultier’nin makyaj yapmak isteyen erkekler için ürettiği Tout Beau Tout Propre koleksiyonu satışa sunulduktan sonra hızla rağbet görmeye başladı. Tout Beau Tout Propre koleksiyonunda neler mi var? Bir tane pudra, bir kaş kalemi, bir sürme kalemi, nemlendirici, dudak parlatıcısı, tırnak rahatlatıcı kalem, likit yüz parlatıcısı, elektrikli makine ile tıraş sonrası için serinletici, deodarant, duş jeli, yüz ve vücut sabunu…
Gaultier, Tout Beau Tout Propre koleksiyonunu da kışkırtıcı bir reklamla basına tanıttı. Reklamda makyaj yapan bir erkek figürü kullanıldı. Gaultier, ürünü alanlarının çoğunun erkek olduğunu söylese de Gaultier’nin erkek makyaj çantasını beraberinde taşıyan taş fırın erkeklerini hayal etmek şimdilik imkansız gibi.
Çin AIDS'i Daha Ne Kadar Red Edecek! Dr. Bayan Gao Yaojie Çin’in yıllar boyu reddetiği AIDS gerçeğini en nihayetinde kabul ettirebilmiş bir bilim kadını. Ama Dr. Yaojie’nin bu mücadelesi kolay olmamış, ki hala da zorluklar devam ediyor.
Dr. Yaojie’nin her hareketi izleniyor ve telefonları da dinleniyor. Dr. Yaojie’nin ise tek yaptığı Çin’in yıllardır reddettiği AIDS hastalığına karşı halkı uyarmak ve hastalık hakkında halka broşürler dağıtmak.
Çin’in 1939’da Japonya tarafından işgalinin acısını yaşamış olan Dr. Yaojie (ki hala Japon gazetecilerle görüşmeyi bu yüzden reddediyor), Mao döneminin de bütün sıkıntılarını çekmiş. Önce Mao’nun çoğalmayı destekleyen politikaları sebebiyle doğumlarına yardım ettiği kadınların bir kaç yıl sonra çocukları ile açlık sınırına düşmelerini görmüş, Kültür Devrimi sırasında kara listeye alındığı için hastane morglarında ölülerin arasında saklanmış. Ama Kültür Devrimi bittikten sonra tekrar mesleğine ve yaşamına geri dönmüş.
1990’larda emekli olan Dr. Yaojie’nin emekliliği 1996 yılında kendisine gelen gizemli bir hastalıkla sona ermiş. Kendisine başvuran kadının hastalığı AIDS imiş. İşte o andan itibaren AIDS, Dr. Yaojie’nin temel sorunsalı haline gelmiş ve bu hastalıkla mücadele etmek için çaba harcamaya karar vermiş. Ama Çin’in uzun yıllar boyunca hastalığı reddetmesi sonucu bugün AIDS’in Çin’de çok yayıldığını söyleyen Dr. Yaojie, bu yayılmadan tamamıyla devletin sorumsuzluğunu sorumlu tutuyor.
Dr. Yaojie, hiç de haksız değil. Zira bugün Çin’de 1 milyonun üzerinde AIDS hastası olduğu sanılıyor. Taşıyıcılar konusundaki tahminler ise doğal olarak bu sayının çok daha üstünde. Çin hala AIDS konusunda halka açıklayıcı bilgiler verilmeyi reddediyor. Demek halkını düşünmeyen devlet Çin’de de olabiliyormuş.
Parmalat, Avrupa'nın Enron'u Olabilir Mi? İtalyan gıda devi, Parmalat Avrupa’nın Enron’u olmaya kuvvetle aday. Bu bizim değil İtalyan Maliye Bakanı’nın yakıştırması. Mali yolsuzlukları yasa dışı yöntemlerle saklayarak çıkış yolu arayan Enron, bilindiği üzere oldukça ses getiren bir şekilde iflas etmişti.
Parmalat geçtiğimiz hafta hesaplarında 4 milyar Euro’luk bir açık olduğunu açıkladı. Parmalat’nın bu açığı hızla İtalyan ekonomisi üzerinde de etki doğuracağa benziyor. Derecelendirme şirketi Standard & Poor’s Parmalat’nın bonolarını derecesini düşürmekte gecikmedi.
Parmalat krizi şu an için İtalyan Kabinesi’nin en önemli gündem maddesi.. Resmi görevliler Parmalat’nın kayıp olduğunu açıkladığı 4 Milyar Euro’nun akibetini araştırıyor. Parmalat kreditörlerinden kaynak sağlayamaz ise bu krizi atlatması oldukça zor gözüküyor. Üstelik bazı hissedarlar konunun bir an önce yargıya intikal ettirilmesini talep etmeye başladı bile. Bank of America ise Parmalat’nın kaybının 5 milyar dolar olduğunu iddia ediyor.
Yılda yaklaşık 7.5 milyar Euroluk ciro yapan Parmalat’nın hesaplarının bir kısmı Deloitte ve bir kısmı ise Grant Thornton tarafından denetleniyordu. Parmalat’nın kurucusu Calisto Tanzi görevi Enrico Bondi’ye bıraktı. Enrico Bondi on yıl önce Ferruzzi imparatorluğunu vuran iflas skandalında uzmanlık kazanmış bir yönetici, bakalım deneyimleri Parmalat’yı kurtarmaya yetecek mi?
Serdar Devrim, Hürriyet Gazetesi'nin yazarlarındandır. Az sayıda kalmış sevdiğimiz köşe yazarlarının başında Serdar Devrim gelir. Yazdıklarında her daim bir keyif ve her daim "çıkarılacak bir ders" vardır. Hürriyet Gazetesi'nin web sayfasındaki köşesinde Serdar Devrim 10 trilyonluk ikramiyeyi kazanmak isteyenler için bir başka gazetede yayınlanan abuk tavsiyeleri geçenlerde esprili bir anlatımla aktarmıştı. Bu abuk tavsiyeler neler mi?
1- Bir Pazar günü (müteakip Perşembe de olabilir, eğer geç kalırsanız) 2- Sabah 06.30-07.00 veya öğlen 13.00-14.00 saatleri arasında 3- Çok iyi konsantre olup, kazanacağınızdan şüphe etmeden ve kendi kendinize “ikramiyeyi kazanacağım” diyerek 4- Ve sol elinizi kullanarak 5- Son rakamı 3 olan 6- Bir çeyrek bilet satın alın. Aaah, asıl en önemlisini unuttum: 7- Bilet almaya giderken, altınıza bir KIRMIZI DON giymeyi de unutmayın!
Evet, modern zamanlarda bir atasözü daha kullanımdan kalkıyor.. Eskiye rağbet öyle ki, bit pazarına artık nur yağıyor. Ekonomik güçlükler bir yandan süre dursun hazır möble sanayi ne kadar taksitli satışları pompalasa da eskicilere gidip evi için dilediği mobilyayı arayanların sayısı hızla artıyor.
Eskicilerden yapılan alışveriş ekonomik olmasının yanı sıra henüz kullanım süresi dolmamış eşyaların tekrar kullanımına da olanak veriyor.
Eskiciler de artık her şeyi bulmak mümkün. Dileyen yemek takımı için altın yaldızlı bir ayna dileyen gizli bölmeleri bile olan eski bir çalışma masası alıyor. Tamir ya da boya gerektiren mobilyalar da sorun değil. Çünkü mobilya tamircileri hemen bit pazarının yanında hizmete hazır. Taşımaya gelince, nostaljik Anadol kamyonetler bu işi az bir ücret karşılığında kolaylıkla görüyor. Bit pazarına sadece ekonomik nedenlerle gidenler yok. Aynı zamanda evine değişik bir görünüm kazandırmak isteyen, antikaya öykünen kentliler de bit pazarının yolunu aşındırıyor. Pirinçleri kararmış lambalar, kristal avizeler eskinin içinden çekilip çıkarılıyor.
Bit pazarına gidecek olanlara bizden bir tavsiye; en iyi alışveriş zamanı genellikle Cumartesi sabahları oluyor. Zira 'yeni' eskiler çoğunlukla Cumartesi sabahtan geliyor
Kafkas Usulü Çay Demleme
Çayı genellikle kaynamış su ile demleriz. Gerçi bir kısmımız çayı demlemeden önce demlikteki çayı soğuk su ile yıkayıp çayın tozunu bu su ile akıtmayı tercih ederiz. Ama Kafkas usulü çay demleme bunlardan tamamıyla farklı bir demleme türü.
Çay demliğe alınıp yıkanıyor ve tozu suyla akıtıldıktan sonra yıkanmış çayların üzerine soğuk su konuyor. Çaydanlığın alt kısmına da su doldurulup ocağa konuyor. Çaydanlığın alt kısmındaki su ısınırken demlikteki soğuk su da yavaş yavaş ısınıyor. Çay böylelikle ağır ağır demleniyor, kokusunu ve tadını da daha rahat suya veriyor.
Aşırı sıcak ile haşlanan demleme yönteminde ortaya çıkan çayın sağlık için zararlı maddeleri de bu demleme yönteminde bertaraf edilmiş oluyor. Kafkasya'da sıcak yaz aylarında göçebelerin tercih ettiği bu demleme yöntemi denenmeye değer. |
Geçtiğimiz sınavlara tekrar tekrar gireriz rüyalarda. Bazen pembe bulutların üzerinde uçar bazense bir uçurumdan düşeriz. Artık aramızda olmayan sevdiklerimizle konuşuruz doya doya ve birden uyanırız. “Rüyaymış” deriz.
Rüyalar ile fiziksel ihtiyaçlar arasında bir ilinti olduğu doğru. Özellikle üst düzeye çıkmış fiziksel ihtiyaçlar rüyalarda giderilmeye çalışılır. Ama rüyaların önemlice bir bölümü fiziksel ihtiyaçlarımızla ilintili değildir. Rüyaların fizyolojik ve psikolojik nedenleri olduğu düşünülmektedir. Bazı araştırmacılara göre ise rüyalar ile sağlık sorunu yaşayan organlarımız arasında ilinti vardır. Bu görüşe göre, sorunu olan organımız rüyalar eşliği ile sorununu dile getirmektedir. Yine son yıllarda yapılan araştırmalar beynimizde rüya görmemizi kontrol eden hücreler olduğunu ifade etmektedir. Araştırmacılar uyku sorunu olan hastaların sorunlarının çözümünde bu hücrelerden yaralanmaya çalışmaktadır.
Rüyalar genellikle derin uyku esnasında görülür ve göz hareketleri de çoğunlukla rüyaya eşlik eder. Kimi insanlar hiç rüya göremediklerinden şikayetçi iken aslında her insanın rüya gördüğü ama kimilerimizin bunları hatırlamakta zorlandığı sanılmaktadır. Rüyalar da tıpkı anılar gibi beyinde depolanmaktadır.
Neden rüya gördüğümüzün tam bir bilimsel kanıtı olmasa da bir çok kişi rüyaların gelecekten haberler taşıdığına inanmaktadır. Bir çoğumuz rüyalarımızın geleceğe dair nasıl bir işaret verdiği hususunda yoruma ihtiyaç duymuşuzdur. Kimimiz bir tanıdıktan medet umarken kimimiz ise rüya yorumları ile ilgili kitaplara yöneliriz. Birçok dinde de rüyalar “gelecekten mesaj” olarak kabul edilir. Budistler reenkarnasyona uğrayan bir ruhtan rüyalarla haber aldıklarına inanırlar. Ünlü İtalyan Gazeteci Orianna Fallaci de “Bir İnsan” isimli eserinde bir zamanlar büyük bir aşk yaşadığı ve politik bir suikaste öldürülen Yunanlı politikacı Aleko Panagulis’in de başına gelen kötü şeyleri nasıl rüyalarında gördüğünü anlatmıştır.
Rüyaların geleceğin habercisi olduğunu tam olarak bilemesek de rüyalar belki de gizli dünyanın görünümleridir. Kimbilir belki de rüyalar gerçek, gerçekler rüyadır.
Libya’nın Lockerbie davasında İngiltere’yle uzlaşması da bu diplomasinin başlangıcında yer alıyordu. Kuşkusuz Irak’ın başına gelenler Kaddafi’nin uzlaşmasını nisbeten kolaylaştırdı.
Kaddafi uzunca bir süredir Afrika ülkeleri ile ekonomik ilişki geliştirmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Bu durumda Libya, ekonomisinin geleceği için Avrupa Birliği’ne ve ABD’ye yönelmek durumunda kaldı. Libya artık bugün kitle imha silahları konusunda Batı ile görüşmelerde bulunmayı kabul etti. Bu kabulü öncesinde İngiltere, Libya öğrencilerinin batı üniversitelerinde eğitim görmeleri olanağı sağlanacağına dair işaretler vererek Kaddafi’ye ekonomik gelişmeler için havuç uzatmış oldu. Libya böylelikle kitle imha silahlarını uluslararası uzmanlara açtı.
Aynı zamanda Libya Lockerbie kurbanları için kişi başına 4 milyon dolar ödeyecek, eğer Amerika yaptırımlarını kaldırırsa ödemelerine kişi başına 4 milyon dolar daha ilave edecekti. ABD, Libya’yı terörist ülkeler listesinden çıkarırsa kişi başına ödeme 10 milyon dolara ulaşacaktı. Libya bu ödemeleri yapmak için de ABD’ye 8 aylık bir süre sınırı koydu. Yani 8 ay içinde ABD Libya’nın koşullarını kabul etmesi halinde bu ödemeler olacaktı.
Tony Blair, bu gizli diplomasinin sonuçlarını nihayet açıkladı ve Libya’nın 10 noktasına yapılan çalışmaların tamamlandığını, Libya’nın kitle imha silahlarının üretiminden vazgeçtiğini açıkladı. Resmi kaynaklar da Libya’nın henüz bir nükleer bomba sahibi olmadığını ama sahip olma yolunda önemli adımlar attığını açıkladı. Bush, Kaddafi’nin bu yaklaşımından duyduğu memnuniyeti dile getirirken aynı zamanda eski düşmanlıkların da devam ettirmenin gereği olmadığını da ifade etti.
Bakalım Libya ile Batı arasındaki bu uzlaşı, İran ve Kuzey Kore örneklerinde de tekrarlanabilecek mi?
İş görüşmelerine gidenler bilir. Bir çoğumuzda hafif bir mide ağrısı ve avuç içlerinde terleme istemesek de peydah olur. Şimdi iş görüşmesinin sırlarını paylaşalım.
Herşeyden önce ilettiğiniz özgeçmişinizi nasıl yazdığınız çok önemli. (Bu konuda da gelecek haftalarda size ipuçları vereceğiz.) Özgeçmişiniz, kısa, anlaşılır ve yaptığınız işleri vurgular olmalı. Bu sebeple karışık anlatımlar yerine kısa kısa ve alt alta yazılmış tanımlamalar daha faydalı olacaktır. Ayrıca istediğiniz görevi de tanımlamanız seçim yapanların değerlendirmelerini kolaylaştıracaktır. Özgeçmişinizi eğer posta ile iletiyorsanız APS ile iletmenizi ve özgeçmişinize ilaveten bir başvuru mektubu da iliştirmenizi tavsiye ederiz. Evde bilgisayarda yazma olanağınız yok ise bir internet cafede (ya da daktiloda) özgeçmişinizi ve başvuru mektubunuzu yazmalısınız.
Görüşmeye davet edildiğinizde hemen sevince ya da paniğe kapılmayın. Her iş görüşmesi bir tür pazarlıktır. Elinizi karşınızdaki belli etmeyin. Sorularınız sakin ve ölçülü olmalıdır. Heyecana kapılıp görüşmeyi başlamadan bitirmeyin. Ancak görüşme daveti aldığınızda eğer karşı tarafta bir belirsizlik var ise açıklama istemelisiniz. Ne yazık ki çalışanlar kadar işverenler de iş görüşmesi yapmakta bir o kadar beceriksizdirler. “Herkesi çağıralım” yaklaşımında olan bir işverenle görüşmeye gitmeden önce gerçekten “istenilen kişi ya da sizin istediğiniz yer” olup olmadığını olabildiğince öğrenmeye çalışın.
Görüşemeye gitmeden önce başvuruda bulunduğunuz kurum hakkında bilgi edinmeye çalışın ve kısa notlar alın. Sahibi kim, ne zaman kuruldu, çalışma alanı, hizmetleri, ürünleri, kurum felsefesi vs. Bu açıdan başvurduğunuz firmanın var ise internet sayfası size yardımcı olabilir. Bu notlarınızı aklınızda tutun ve mümkün olduğunca görüşme sırasında kullanmaya çalışın.
Görüşmeye zamanından on dakika önce gidin. Çok erken de gitmeyin. Çok erken gitseniz bile randevu saatiniz gelmeden girmeyin. Aşırı istekli olduğunuz kanısı uyandırırsınız.
Görüşmeye giderken giyiminize dikkat edin. Saçınız, giysileriniz, ayakkabılarınız özenli olmalıdır.
Bir arkadaşınızla ya da bir aile üyesi ile kesinlikle iş görüşmesine gitmeyin. Kendine güveniniz konusunda tereddüt yaratırsınız. Eğer size biri eşlik ediyorsa firmanın dışında sizi bekleyebilir.
Görüşmeye giderken tedbir olarak yanınızda gönderdiğiniz özgeçmiş ve mektubun bir kopyasını alın. (Bazen işverenler kaybedebiliyor.) Görüşmeye girdiğinizde karşınızdaki kişiye “İyi Günler, Merhaba” gibi sözlerle mutlaka selamlayın ve tebessüm ederek girin. Görüşme boyunca sizinle konuşanların yüzüne ve gözlerine bakın. Sizi mülakata alan birden fazla kişi ise konuşurken sadece size yakın davranan kişilere değil sizinle konuşmasa ya da soğuk davransa da tüm mülakat komitesi üyelerine eşit olarak bakmaya ve hitap etmeye çalışın. Görüşme sırasında yakınlığın derecesine göre -komite üyeleri isimlerini size söylediler ise- isimleri ile “… Bey”, “…Hanım” diye hitap edin.
Görüşme sırasında ortam samimi bir havada değil ise espri yapmayın. Espri yapacaksanız ölçülü olun. Kimseyi kıracak ya da kendinizi küçük düşürecek, küçük gösterecek espriler asla yapmayın.
Görüşme de asla karşınızdaki ile tartışmayın. Sinirlendiğinizi belli etmeyin. Tepkileriniz ölçülüyor olabilir. Sakin ve pozitif davranmaya çalışın. Ama duyarsız da gözükmeyin. Görüşme de ücret ve unvan konusunu en sonunda eğer konu edilmiyorsa kibarca sorun.
Görüşmeye gittiğinizde rahat bir şekilde oturun. Ayaklarınızı sallamayın. Kollarınızı bağlayarak durmayın. Tırnaklarınızı yemeyin. Dudaklarınızı ısırmayın. Ayaklarınızı sandalyenin altına doğru çekmeyin. Karşınızdaki saygı derecesini ölçümleyerek rahat ve mümkünse bacak bacak üzerine atarak konuşun.
Görüşmelerde genellikle kendinizi tanıtmanız istenir. Sizin için güzel olanları değil, profesyonel olarak söylemeniz gerekenleri kısa olarak söyleyin. Konuyu dağıtmayın. Konudan uzaklaşmayın. Eski işlerinizden neden ayrıldığınız sorusunun yanıtına önceden hazırlanın. Referans verebileceğiniz kişileri dikkatli seçin. Referanslarınızın iletişim bilgilerinizi hazırda tutun ve iletişim bilgilerini eksiksiz verin.
Görüşme bittiğinde hızlı hızlı hareket etmeyin. Görüşmeyi yapanlara teşekkür edin. Sandalyenizi iterek değil tutarak kalkın. “Görüşmek üzere” gibilerinden bir ayrılış cümlesi ile veda edin. El sıkmanız tuhaf karşılanmayacaksa karşınızdakinin elini sıkın. Bu el sıkış çok önemli. Kuvvetli, samimi ve yeterince uzun olmalı. Karşınızdakinin elini sıkarken gözlerine bakmaya çalışın.
Görüşme esnasında oturma yerini seçme şansınız var ise ışığı arkanıza alabileceğiniz bir yere oturun ama her halükarda oturduğunuz yer merkez bir konumda olmalı. Çekingen ve gölgede bir yer olmamalıdır.
Görüşme bittiğinde “ne zaman olumlu ya da olumsuz yanıt alabileceğinizi” sormayı da unutmayın. Bol şans!
Chevrolet'den Kampanya
Chevrolet’nin bu kampanyası çok ama çok konuşulacak. “Bir Amerikan Devrimi” başlığını taşıyan kampanya Noel döneminde ABD’de duyurulmaya başladı bile. Ama kampanyanın asıl başlangıcı Yılbaşı gecesi olacak.
Kampanya sadece Chevrolet marka arabaları değil, Chevrolet marka kamyonları da kapsıyor ki, bu da kampanyanın Chevrolet’nin geçmişte sadece arabalar sadece kamyonlar için ayrı ayrı düzenlediği kampanyalardan farklılığını ortaya koyuyor. Kampanyayı Campbell-Ewald reklam şirketi hazırladı.
Kampanya’nın odağında otomotiv sektöründeki statükoyu yıkmak fikri yatıyor. Böylelikle Chevrolet’yi tercih edenler kuralları yıkmaya çağrılıyor. Kampanya’nın reklam filmlerini Pearl Harbour filmini de çeken Michael Bay çekmiş ve reklam filmi şimdiden bir çok ünlü TV programında yer ayırtmış durumda. Chevrolet, yeni yıl gecesi New York Times Meydanı’nda başlatacağı kampanya ile 10 ayrı ürününü tanıtacak. Ürünlerden bir kısmı araba, bir kısmı ise kamyon.
“Bir Amerikan Devrimi” başlıklı kampanya ile sunulan her ürün farklı kullanıcı tercihlerine hitap ediyor. Chevrolet şu an 34 büyük mağazada ve ABD genelinde 250 dev reklam panosunda reklamlarına başlamış durumda….
Cinsel-Eğitim Konusunda Anne-Babalar Hazır Mı? ABD'de 13 ile 17 yaş arasındaki 1200 öğrenci üzerinde yapılan araştırma, gençlerin anne-babalarından cinsel-eğitim konusunda eğitim almak istediklerini ortaya koydu. Gençlerin % 83'ü anne ve babalarının kendilerine cinsel konularda eğitici bilgi vermelerinin iyi bir şey olarak değerlendirdi.
Gençlerin böyle bir istekte bulunmaları doğal ve oldukça faydalı. Ama bu eğitimi vermesi gereken biz büyükler bu konularda ne kadar bilgiliyiz. Bu da ayrı bir araştırma konusu?
Sarı yaprakları olan Ihlamur ağacından elde edilen ıhlamur bitkisi kurutulduğunda çay olarak da içilebilir. Ihlamur çayı, idrar arttırıcı, terletici, yatıştırıcı ve göğüs yumuşatıcıdır. Ülkemizde de Kuzey Anadolu'da bolca yetişen ıhlamur hoş kokusu sebebi ile kozmetik sanayinde de kullanılmaktadır.
|
Babenco Hapishane'de
Carandiru Sinemalarda Arjantin’e göçen Rus-Polonya kökenli bir musevi ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Latin yönetmen Hector Babenco, bugünlerde Carandiru isimli filmi ile sinemaseverlerin karşısına çıkıyor.
Manuel Puig’in muhteşem eseri Örümcek Kadının Öpücüğü’nü sinemaya aktararak başrolde oynayan William Hurt’e de Oscar kazandıran Babenco’nun yeni filmi Carndiru da Örümcek Kadının Öpücüğü gibi bir hapishanede geçiyor. Carandiru, Alcatraz gibi gerçek bir hapishane. Brezilya’da bulunan hapishane 2002 yılında kapatılmış ama 3000 kişi için tasarlanmışken 8000 mahkumun üst üste alt alta kaldığı hapishanede mahkumlar kendi geliştirdikleri özel kanunlar ile yaşamda kalmaya çalışmaktadırlar. Babenco işte bu zor şartlardan muhteşem bir anlatı çıkarmış. İzlenmeye değer.
Carandiru Yönetmen: Hector Babenco Senaryo: Victor Navas, Hector Babenco, Fernando Bonassi Oynayanlar: Luis Carlos Vasconcelos, Milhem Cortaz, Milton Gonçalves, Ivan de Almeida, Ailton Graça, Maria Luisa Mendonça
Biz Nerede Hata Yaptık ?
Karımı çok sevmiştim. O benim çocukluk aşkımdı. Sevişerek evlendik. Evliliğimizin ilk üç yılı da çok mutlu geçti diyebilirim. Ama sonra olaylar değişmeye başladı. Evliliğin geleneksel kuralları yaşam alanımızı daraltmaya başladı. Bayramlarda akrabalara gitmek, haftada bir anne-babalarımızı yemeğe çağırmak, eskiden görüştüğümüz arkadaşların yerine evli çiftlerle arkadaşlık etmek, hafta sonlarını alışveriş merkezlerinde geçirmek.
Evlenince nedense her şey tam olmalı takıntısına kapılmıştık. Giyimimiz, konuşmamız ve hatta oturuşumuz bile değişmişti. Herkes ve her şey açıkça ya da dolaylı olarak “evli insanların daha olgun davranması gerektiğini” söyler gibiydi. Saçlarımı artık geriye doğru taradığımı farkettiğimde iki yıl geçmişti bilr. Artık arkadaş sohbetlerinde arabalardan, kooperatiflerden söz ediyorduk. Eşim de arkadaşlarıyla yeni çıkan mutfak robotlarını ya da el kremlerini konuşur olmuştu.
Eşime artık ismiyle değil "Hanım” diye sesleniyordum. İşte tam bu sırada eşim hamile kaldı. Oğlumuz doğduğunda evlilik daha da bir ağır kurum haline dönüştü. Normalde yaptığımız bir çok şeyden sanki birileri bizi gizli gizli soğutuyordu. Israrla birileri bizi “kutsal aile” fotoğrafının içine girmeye zorluyordu. İşte kavgalarımız da bu zamanlarda başladı. Her ikimizde çalışıyorduk ve yaşımızla birlikte kariyerimiz de ilerliyor, sorumluluklarımız artıyordu. Akşamları yemek saatleri zorunlu saatler olmuştu. Sonra da birlikte yemek yemez olduk. TV’lerin ayrılması ise uzun sürmedi.
Hafta sonları yavaş yavaş farklı rotalara kaydı. Birlikte zaman geçirmekten zevk almaz hale gelmiştik. Tartışmalar bir süre sonra kesildi. En kötüsü de buydu. Zira artık soğuk savaş ve kin dönemi başlamıştı. Fedakarlıklarda hesap tutuyor ve hesaplaşma olanağı doğarsa asla kaçırmıyorduk. Artık o saçlarını boyuyor, ben ise göbeğimi en azından yürürken içine çekiyordum. Oğlan ilkokulu bitirmek üzereydi. Yaz tatillerinde paket programları tercih etmeye başladık. İlk başlarda arkadaşlarla gidiyorduk, sonra sadece biz olarak gitmeye başladık. Güneş gözlüklerinin ardından plajdaki bayanlara gözümün takıldığını fark ediyordum. İşyerinde beni sayan, bana değer veren bayanların beni mutlu ettiğini de. Ne kadar mevkimden dolayı olsa da evde hiçe sayılırken adam yerine konma lüksünü tepemiyordum.
Kendimden onbeş küçük bir bayanla ilk çıktığımda çok heyecanlanmıştım. Ama bu kaçamağa hayır da diyememiştim. Sonra yalanlar dönemi geldi. Kendimden hoşnut değildim ama bu mutsuzluğu başka türlü bastıramıyordum. Kaçamaklarımın sebebini eşim olarak göstermeye çalışıyordum. Tüm kabahat onundu. Aslında –kaçamaklar hariç- onun da benden durumu farklı değildi.
Yaşam evlenmemizle üzerimize çullanmış ve yıllar boyu iyi olmak adına üstlenebileceğimizden çok sorumluluk yüklenmiştik. Artık bu masa bu yükü kaldıramıyordu. Taksitler, kooperatifler, değiştirilen mobilyalar, çocuk bezleri, faturalar ruhumuzun her deliğini tıkamıştı. İkimiz de artık nefes alamıyorduk. Tek celsede boşandık. Sonrası malum. Boşanmayı sindirmek, özümsemek ve yalnızlığı yavaş yavaş kabullenmek.
İşten emekli olduğum gün onu aradım. Yıllar önce emekli olduğum gün birlikte olacağımızı düşünmüş, hayaller kurmuştuk. Ama şimdi ayrıydık. Beni kırmadı, geldi. Eski günlerden konuştuk. Birbirimizi hiç kırmadık. Ama ikimiz de birbirimiz sevsek de dönüş yollarını yok ettiğimizi biliyorduk. Yaşam ikiye bölünmüş, uçurumun bir kenarında o bir kenarında ben kalmıştık. Eve bırakmamı kabul etmedi. Taksiye kadar götürebildim. Öpüşmeden vedalaştık. Birbirimize iyi dileklerde bulunduk. Arabada yalnız başıma dönerken arabayı durdurup cüzdanımda yıllardır sakladığım aile resmimizi çıkarıp baktım. Biz nerede hata yapmıştık?
Basketbol'un 13 Kuralı
Şiddetin olmadığı bir basketbol oyunu arzu eden Kanadalı Dr. James Naismith NBA’in kuruluşunda 13 kural koymuştu. Kurallar zaman içinde NBA’de değişikliğe uğradıysa temel ilkeleri aynı kaldı. Bu kurallar ve değişiklik neydi?
Kural 1) Top tek el ya da çift elle herhangi bir yöne atılabilir. Değişiklik : Kural devam etmektedir. Ama top bir kez yarı sahayı geçmişse yarı saha çizgisinden geriye ancak top karşı takımın oyuncusuna geçerse atılabilir.
Kural 2) Topa tek el ya da çift elle vurularak herhangi bir yöne yönlendirilebilir. Değişiklik : Bugün oyuncu elinde topla koşamaz. Ya topu sürmeli ya da pas vermelidir.
Kural 3) Oyuncu topla kaçamaz. Topu aldığı noktadan itibaren atacak ya da makul bir hızda oynayacaktır. Değişiklik : Oyuncu topla kaçamaz. Topu oynamak ya da sürmek zorundadır.
Kural 4) Top elle tutulmalı ya da iki el arasında olmalıdır. Kollar ya da beden topu tutmakta kullanılamaz. Değişiklik : Kural devam etmektedir.
Kural 5) Topu süren oyuncu omuzlanamaz, tutulamaz, itilemez, çelme takılamaz ya da çarpılamaz. Değişiklik : Kural devam etmektedir.
Kural 6) Topa yumruk ile vurmak faul sayılır. Değişiklik : Bugün NBA’de topa vuruşlarda göğüsle ya da dirsekle pas vermeye izin verilmektedir.
Kural 7) Eğer her iki taraf ardışık fauller yaparlarsa rakipler için sayı olarak kabul edilecektir. Değişiklik : Kural bugün uygulanmamaktadır. Eğer bir takım bir sette 5 kere faul yaparsa karşı taraf penaltı atışı kazanır ve iki kere karşı takımın potasına serbest top atışı yapar.
Kural 8) Sayı, top atıldığında ya da zeminden potaya sürüldüğünde orada kalırsa sayı olur. Eğer karşı taraf top potaya gittiğinde potayı hareket ettirerek sayıyı engellemeye çalışırsa sayı olmuş sayılır. Değişiklik : Kural bugün değişmiştir. Çünkü potanın altına file eklenmiştir. Topun fileden geçmesi gerekmektedir.
Kural 9) Eğer top saha dışına çıkarsa sahaya geri atılır ve ilk dokunan kişi tarafından oynanır. Anlaşmazlık halinde hakem topu hakem sahaya fırlatır. Topu içeri atacak oyuncu 5 saniyede atmak zorundadır. 5 dakikadan fazla tutarsa bu durumda top atma hakkı karşı takıma geçer. Takımlardan herhangi biri oyunu geciktirmede ısrar ederse hakem faul kararı verebilir. Değişiklik : Kural devam etmektedir.
Kural 10) Hakem oyuncuların hakimi olacaktır, faulleri not edecektir, yan hakemleri üç ardışık faul yapıldığında haberdar edecektir. Oyuncuyu diskalifiye etme hakkı vardır. Değişiklik : Kural devam etmektedir.
Kural 11) Yan hakem topun yargıcıdır. Topun oynandığına, saha dışına çıkıp çıkmadığına, hangi tarafa ait olduğuna ve zamana karar verecektir. Sayı olup olmadığına da karar verecek sayıları not alacaktır. Değişiklik : NBA’de bugün yan hakemler hala vardır ama sayı tutucu ve zaman tutucu denen kişiler de eklenmiştir.
Kural 12) Oyun zamanı iki tane 15 dakikalık sürelerle oynanır. Her iki süre arasında beş dakika dinlenme zamanı vardır. Değişiklik : Bugün kural değişmiş ve 12 dakikalık 4 set halinde oyun oynanmaktadır. 1. ve 2. set ile 3. v3 4. set arasında 5, 2. ile 3. set arasında 15 dakika dinlenme zamanı vardır.
Kural 13) En fazla gol atan maçı kazanır. Beraberlik olur ise kaptanların anlaşması diğer sayıya kadar oyun oynanır. Değişiklik : Bugün maç berabere biterse beş dakikalık süre uzatmaları uygulanır ve bu süre içinde en çok sayı yapan takım kazanır.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Kedili Pijama Bir Sivil Kedi Yapımı Copyright 2003 |