2

Astroloji-Metafizik|Evim Evim|Devr-i Alem|Kariyerix|Kısa Kısa|Mavi+Pembe|Moda&Kozmetik

Mutfak Sohbetleri|Mızıka|Natura|Paranın Rengi|Politik Fiskos|Sağlık Olsun|Selektör|Sportif|Şimdi Haberler

Bize Yazın|KedimveBen.com Ana Sayfa|Kedili Pijama Ana Sayfa

Deniz Akkaya

Köpeği Neden Isırdı?

Saat 19:00-20:30 arası dünyanın her yerinde ulusal kanallarda ana haber bülteni saatidir, istisnasız. Ama bizim ulusal kanallar herhalde kendilerini moda kanalı ya da magazin kanalı sayıyorlar bu saatte. Haberleri öğrenmek için önce kanlı canlı adliye haberlerine sabrediyorum. Tamam diyorum, birazdan bitecek. Bitiyor küçük bir dış haber, hemen ardından Deniz Akkaya’nın ilgisiz bir konudaki ilgisiz bir yanıtı haber olarak dakikalarca anlatılıyor. Ardında bir kaç dakikalık dış haber ve sonra dakikalarca haber diye o kanalın yerli dizileri ile ilgili uzun ağdalı tanıtımlar...

Gazetecilik mesleği ile ilgili meşhur anekdotu bilirsiniz. Köpek insanı ısırınca değil insan köpeği ısırınca haber olurmuş. “İnsanın köpeği ısırmasından” vazgeçtim, “insanı ısıran köpeğin" bile haber yapılmasına hasret kaldım. Geçtiğimiz aylarda bildiğiniz gibi bir iç hat seferi sırasında uçak kaçırılmıştı. Merakla haber kanallarını açtık. Evet bilgiler çok yeni geliyordu ve bölük pörçük idi. Ama bunlardan bile bir kompozisyon oluşturulamıyordu. BBC’ye döndük. Uçağın modeli, havayolu, güzergahı, kalkış saati, yolcu sayısı, olayın nerede olduğu dahil olmak üzere birçok ansiklopedik bilgi gibi sıralandı. Tane tane, dizi dizi BBC muhabiri anlattı. İşte 5 N bir K. Ne, Nerede, Ne Zaman, Nasıl, Niçin ve Kim. Habercinin yanıtını araması gereken temel sorular. Kısacası artık haber izlemek, haber okumak istiyorum. Yani anayasal hakkımı “haberalma özgürlüğümü” kullanmak istiyorum! Çok şey mi istiyorum?

BAŞA DÖN>>>

 

Avrupa'ya

Nasıl Gidilir?

Avrupa Birliği bugünlerde yeni Avrupa’yı ve Avrupa Anayasası’nı tartışa dursun, hakkında çok şey bildiğimizi sandığımız AB hakkında aslında ne kadar az şey biliyoruz. AB Türkiye’nin gündeminde her daim “girilmesi gereken bir uluslararası örgüt” olarak yer aldı ve daha çok siyasal boyutu ile düşünüldü. Oysa ki;

  •  AB bir hukuk düzenidir ve 1950 yılından beri üye olan ülkeler ulusla hukuk kurallarını birbirleri ile benzer hala getirmeye çalışmaktadırlar. Bu sebeple doğan AB mevzuatı yaklaşık 12 bin sayfa büyüklüğünde bir hukuk sistemidir. AB, bu yönü ile diğer uluslararası örgütlerden de ayrılır. Zira üye ülkeler eğer ulusal hukukları ile AB hukuku arasında çatışma var ise AB hukukunu benimsemek durumundadırlar.

• AB üyesi ülkelerin hukuklarının AB mevzuatı altında benzer hale getirilme çalışmaları sonucunda bir çok ortak politika doğmuştur. AB’nin ortak enerji, ulaştırma, balıkçılık, tarım, savunma gibi bir çok ortak politikası bulunmaktadır.

 

• AB sanıldığının aksine yarım yüzyılı gerisinde bıraktığı tarihinde bir çok çatışma ve bir çok kriz atlatmıştır. Bunu da doğal olarak görmek gerekir, zira birbirlerinden farklı uygulamaları benimsemiş bir çok devlet “Avrupa Birleşik Devletleri” ülküsüne ulaşabilmek için sürekli bir uzlaşma ve çatışma yaşamaktadır. Örneğin İngiltere’nin kabul edilişine ilişkin olarak Fransa iki kere veto hakkını kullanmış ve üçüncüsünde İngiltere’nin girişine izin vermiştir. Aynı şekilde Doğu Avrupa ülkelerinin birliğe kabul edilmesi de aynı şekilde çok çetin tartışmaların sonucunda gerçekleşebilmiştir.

 

• Avrupa Birliği düşüncesinin doğuşu ise unutulmuş gibidir. AB aslında Avrupa’daki iki temel korkudan hareketle doğmuştur. Birinci korku Sovyetler Birliği olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Avrupa’yı egemenliği altına alan SSCB’nin Batı Avrupa’ya yönelmesinden endişe edilmiştir. İkinci korku ise Avrupa’nın ortasında üçüncü bir dünya savaşının yaşanması korkusudur. Her iki dünya savaşını da Almanya başlatmış ve Almanya bu savaşlara savunma sanayisine yön veren demir-çelik havzalarını kullanarak hazırlanmıştır. Bu sebeple demir-çelik üretimi eğer Avrupa’da uluslarüstü bir gücün denetimine sokulabilirse savaş endüstrisi de kontrol altına alınabilecektir.

AB içinde Türkiye’ye karşı bir çok önyargı olduğu doğrudur ama öncelikle AB’nin bir hukuk sistemi olduğu ve bu hukuk sisteminin gereklerine uyulduğu takdirde söz konusu mücadelenin siyasal olmadığı aslında teknik bir düzenleme olduğu görülecektir. Bunun için de öncelikle Türkiye’nin bu hukuksal düzenlemeler konusunda samimi olması ve haklı davasını anlatmakta Avrupa genelinde halkla ilişkiler çalışmalarına bir an önce yön ve hız vermesi gerekmektedir.

BAŞA DÖN>>>

 

 

Tüketici

Ne Zaman Kazanacak?

Amerikalı Ralph Nader ile başlayan tüketici hareketi bir çok ülkede meyvelerini vermeye devam ediyor. AB ile uyum çalışmaları çerçevesinde 2003 yılında revize edilen Tüketici Yasası çerçevesinde haklarınızı biliyor musunuz?

Şayet aldığınız bir malın bedeli 500 milyon TL’nin altında ise (büyük kentlerde 1 milyar 225 milyon TL) şikayetinizi öncelikle ilinizdeki Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne bildirmeniz gerekmektedir. Heyet aslında bir tür mahkeme gibi çalışmaktadır. Fakat kararları ile ilgili olarak tüketicinin de tüketicinin şikayet ettiği tarafın da Tüketici Mahkemesi’ne gitme hakkı vardır. Değeri 500 milyon TL’nin üzerindeki (büyük kentlerde 1 milyar 225 milyon TL) ürünler ya da hizmetlerle ilgili şikayetlerde ise tüketici mahkemesine başvurulması gerekmektedir. Tüketici mahkemesine yapılan başvurulara kolaylık sağlanması amacıyla harç ödemesinin muaf tutulduğunu hatırlatalım. 

BAŞA DÖN>>>

 

Kabala Mistizmi

Museviliğin dini kitabı Tevrat olsa da musevi mistizmine yön veren Kabala’dır. Kabala, Tanrı’ya dolaysız olarak ulaşmanın yolu olarak açıklanır. MS 3-6. yüzyıllarda yazıldığı sanılan ve büyü ile kozmolojiyi içeren Sefer Yetsira (Yaradılışın Kitabı) Kabala düşüncesinin başlangıcında yer almaktadır. Tanrı’nın 10 kutsal sayısının ve 22 İbranice harfin birleşiminde hareketle gizli bilgeliğe erişmenin 32 yolu olduğunu iddia eder. 13. yüzyılda İspanya’da kaleme alınan Sefer ha-zohar (Nur Kitabı) ise kabalistler tarafından en az Tevrat kadar önem gösterilen bir eser olmuştur. Musevilerin İspanya’dan sürülmesi üzerine “kurtuluş düşüncesi” ilgi görmeye ve Kabala öğretisine ilgi duyanların sayısı da artmaya başlamıştır. Kabala sözlü geleneğe dayalı olarak yüzyıllar boyunca devam ettiyse de daha sonra yazılı metinlerle ifade edilmeye başlanmıştır. Kabala metinleri inananları için inanılmaz derecede kutsal öneme sahip metinlerdir. Tevrat'ın yazımında gizemler ve sırlar olduğunu savunan Kabala, Tevrat’ta geçen her kelimenin her harfin yerinin biricik olduğunu savunur.

BAŞA DÖN>>>

Delilik bir çok yazarın ortak sorunsalı olmuştur. Erasmus Deliliğe Övgü başlıklı eserinde “acısını bile bile bile doğum yapan kadınları”, ‘deli’ olmakla hicvetmiş, Michel Foucault ise Deliliğin Tarihi'nde deliliğin tarihsel sınırlarını irdelemiştir. Ama Kate Millet, Sylvia Plath ve Joanne Greenberg (*) kadar hiç bir yazar bu sınırı net ifade edememiştir. Her üçü de akıl hastalığı ve hastane deneyimi yaşamış, Kate Millet ve Joanna Greenberg bu yolculuktan kazasız belasız çıkarken Sylvia Plath intihara yönelmiştir. Ortaçağ’da deli olarak görülenler bir gemiye kapatılarak nehir üzerinde bitmeyen bir yolculuğa çıkarılırlardı. Sonra işkence “hastayı kendine getirme”de bir yöntem olmuştur. Deliliğin tedavisinde ciddi yaklaşımlar ise Freud ile başlamıştır. (Gerçi Osmanlılar’da bu sayılan yöntemlere kıyasla çok daha insancıl olan müzikle tedavinin denendiğini de biliyoruz.) Delilikte en zor şey “deliliğin tanımı”dır. Normal ve normal dışının ayrımı nerede delilik ile özdeşleşebilmektedir? Normal dışı tam anlamıyla delilik ile eşdeğer değildir. Genellikle “delilik” tanımlanırken ahlak ve din kuralları da işin içerisine girmektedir. Özellikle totaliter rejimlerde rejimin dayatmalarını kabul etmeyenler “deli” olarak sayılmış ve akıl hastanelerine kapatılmışlardır. Zihnin odalarındaki gizler hala tam olarak bilinememektedir ve zihnin bulandığı anların çözümü her daim bulunamamaktadır. Ama zihnin bulantısında çocukluğa dair kötü anılar, ezilmişlik, engellenme, acı deneyimler saklıdır. Anlayış ve sevgi deliliğin kuşkusuz en temel ilacıdır.

 

(*) Meraklısı İçin Notlar :

  • Michel Foucault, Deliliğin Tarihi, İmge Yayınevi

  • Kate Millet, Tımarhane Yolculuğu, Metis Yayınları

  • Joanna Greenberg, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Metis Yayınları

  • Sylvia Plath, Sırça Fanus, Can Yayınları

BAŞA DÖN>>>

 

 

Toplanalım Mı?

Toplanmayalım Mı?

Kimilerimiz “toplantı” denilince daha çok birlikte konuşmayı ve nadiren de karşısındakini dinlemeyi düşünürüz. Ama birçok işyerinde artık ayrılmaz bir yönetim biçimi olarak kabul edilen toplantıların verimi açısından uyulması gereken birçok temel kural bulunmaktadır. Neler mi?

  • Her şeyden önce toplantının bir gündemi olmalıdır.

  • Toplantılara mümkünse bir kişi başkanlık etmeli ve başkan konuşmacıların katılımını sağladığı gibi toplantının da amacı doğrultusunda ilerleyebilmesi için gerekli yönlendirmeleri yapmalıdır.

  • Toplantıya katılacak kişilerin seçimi ve denklikleri de önemlidir.

  • Toplantılar sırasında konuşulanlar, kararlar ve düşünceler bir rapora dönüştürülmeli ve bu rapor tüm katılımcılara ve ilgililere gönderilmelidir.

  • Toplantıların düzenli olması, yerinin belli olması toplantıların sonucunun daha verimli olmasını sağlayacaktır.

  • Toplantıların belirli bir süresinin olması da tartışılan konuların sonuca ulaşmasını kolaylaştıracaktır.

  • Katılımcıların toplantıya hazırlıklı gelmeleri, diğer katılımcıların bilgisine sunulacak hususlarda kısa notlar dağıtmaları da düşünce alışverişini zenginleştirir.

  • Toplantılarda bütün katılımcıların söz almasının sağlanması ve belli bir katılımcının söz egemenliğinden kurtarılması da çok önemlidir.

BAŞA DÖN>>>

 

Kadınlara

Pantalonu Kim Giydirdi?

Coco Chanel moda dünyasının “Che Guevera’sıdır. Tasarımları ile moda dünyasında devrim yapmış ve kadını rahat ve kolay kullanımlı tasarımlara kavuşturmuştur. Kadınları pantolon giymenin ve spor giysilerin avantajına kavuşturan Coco Chanel 1883 yılında Fransa’da doğdu. Chanel 1909’da Paris’te butiğini açar açmaz ilgi kaynağı olmaya başladı. Jarse takımları kısa zamanda Chanel No.5 parfümü izledi. Art Deco stildeki şişesinde Cahnel’in parfümü jet sosyetede kısa zamanda bir numara oldu. Marilyn Monroe, Chanel No. 5’ı seçenlerden sadece biriydi. Siyah bayan takımlarını yakasız tasarlayan Coco Chanel, kadının şıklığına da yeni bir bakış açısı getirdi. “Moda sadece kumaşta değildir, sudadır, gökyüzündedir, caddedir” diyen tasarımcı spor giysileri değişik mücevherlerin kombinasyonundan oluşma zincirlerle, şık çantalarla birlikte sundu. Her iki dünya savaşında modaya ara verse de 2. Dünya Savaşı sonrasında Chanel’in atölyesinde Karl Lagerfeld damgası hissedilmeye başlandı. Lagerfeld Amerikan giyim sektörünün ihtiyaçları ile Chanel’in tasarımlarını uzlaştırmayı başardı. Chanel 1971’de yaşama gözlerini yumarken Lagerfeld, ondan aldığı miras üzerinde hızla yükselmeye başladı.

BAŞA DÖN>>>

 

 

Opel Cabrio

1.6i

Standart Donanım

  • ABS

  • Elektro-Hidrolik direksiyon

  • Deri kaplı direksiyon

  • Yükseklik ve derinlik ayarlı direksiyon

  • Sürücü, yolcu ve yan hava yastıkları

  • Spor süspansiyon

  • Hafıza fonksiyonlu spor koltuklar

  • Dijital bilgi ekranı (tarih, saat, dış sıcaklık ve radyo bilgileri)

  • Direksiyondan kumandalı radyo/kasetçalar (CAR 400)

  • Elektrikli ön arka camlar

  • Klima

  • Krom kaplama iç kapı kolları

  • Yol bilgisayarı

  • Yükseklik ayarlı sürücü ve yolcu koltuğu

  • Yükseklik ayarlı aktif gergili ön emniyet kemerleri

  • Elektrik kumandalı-ısıtmalı yan aynalar (katlanabilir)

  • Hafif alaşımlı alüminyum jantlar

  • Isı yalıtımlı ön cam

  • Koyulaştırılmış arka stop lambaları

  • Sis farları (ön)

  • Uzaktan kumandalı merkezi kilit-çift emniyet kilit sistemi (dead-lock)

  • Uzaktan kumandalı tam otomatik katlanır tavan

  • Silindir adedi 4

  • Silindir çapı mm 79

  • Silindir yüksekliği mm 81.5.4

  • Motor hacmi cm3 1598

  • Maksimum güç HP 100

  • devir/dak. 6000

  • Maksimum tork Nm 150 devir/dak. 3600

  • Sıkıştırma oranı 10.5

  • Fiyatı : 49,995,000,000 TL

BAŞA DÖN>>>

 

Romantizmin

Feneri :

Abajurlar

Abajur hem şık hem dekoratif hem de işlevseldir. Yatak odalarında, salonlarda, çalışma masalarında abajur loş bir keyfi beraberinde getirir. Keten bezinden, plastikten, camdan, hasırdan yapılma abajur şapkaları ışık-gölge oyunlarını mekana neşe ile yayar. İşli bir gül ya da boyama bir motif loş oda duvarlarına başka bir renk olarak yansır. Abajur ile aydınlatma romantizmin olmazsa olmazları arasındadır. Bazen bir ampulle bazense bir mum ile arz-ı endam eder. Elektriğin tasarruflu kullanılmak istendiği mekanlar için vazgeçilmezdir. Ama tasarrufu değil zenginliği çağrıştırır. Yemek masasında yemeğe anlam katar. Paris Maxim’s kavuniçi renkli abajurları ile ziyaretçilerine merhaba der, Ritz’in lobisinde ikram edilen bitki çaylarının buharı abajurun gölgesinde yükselir. Yapımı kolaydır. İsteyen evde bir küçük testi ve bir miktar tel, kağıt ya da bezle kolaylıkla bir abajur yapabilir. Aşıkların en sevdiği armağanların başında gelir. Bu yazı da aşkın yarattığı bir abajurun ışığında yazılmıştır. :-)

BAŞA DÖN>>>

 

 

Sen Ne

Uzmanmışsın

Be Eğitimci!

Bir kurumunun düzenlemiş olduğu programa “eğitimci” olarak katılıyordum. Teknik bir konuda eğitim vermem istenmişti. Sabahki oturumlar oldukça keyifli geçmiş ve eğitimden hem ben hem de katılımcılar memnun kalmaktaydı. Öğle yemeği arasında yemeğimi alarak pek aslında sevmesem de eğitimciler odasına yöneldim. (Öğrencilerle aynı ortamda olmayı tercih ediyordum.) Yemeğime yeni başlamıştım ki bir bayan eğitimci odaya girdi. “Merhaba” dedim. Tebessüme benzer bir yüz hareketi ile yanıtlandım. “Daha önceki programda sizi görmemiştim” diye bir konuşma açmaya çabaladım, zira dört metrekarelik odada bir yuvarlak masa etrafında oturuyorduk, hiç konuşmadan sessizce devam etmenin kabalık olacağını düşünmüştüm. “Evet yeni başladım” diyerek cevaplandım ve başlatmak istediğim konuşma kısa kesiliverdi. Ben konuşurken konuştuğum kişinin gözlerine bakmaya özen gösteririm ama karşımdaki eğitimci daha çok masaya ya da yere bakmayı tercih ediyordu. Yemeğimi bitirdikten sonra sigara içmek istedim. Odanın küçüklüğünü de dikkate alarak önce samimiyetle izin alma ihtiyacı duydum ve izin alınca da cam kenarına geçip yine de camı aralamak ihtiyacı hissettim. İşte bu arada geçen konuşmalarımızda “eğitimci hanım” bir türlü bana “sen” mi “siz” mi diyeceğine karar veremedi. Cümlelerinin bir kısmı “sen”le bir kısmı “siz”le başladı. Oysa ki “sen” diye başlayıp devam etse de bir sıkıntım olmayacaktı. Kaşını gözünü yarıyor da olsa konuşmaya başlamıştı. Sonra işimle ve eğitimimle ilgili bilgiler sormaya başladı. Eh işim ve deneyimlerim bir ölçüde beğeni sağlayacak gibiydi. Bunları söylememden sonra bütün cümleleri “siz”e dönüştü. Bu geç gelen ve önyargı dolu beğeni ya da saygı tabii ki çok hoşuma gitmedi. Çünkü bana değil benim kariyerime yönelikti. Böyle sıkıntı dolu bir yarım saat geçirdikten sonra bayan eğitimciye ne eğitimi verdiğini sordum. Aldığım yanıt şöyleydi. “Ben iletişim uzmanıyım.”

BAŞA DÖN>>>

 

 

Gazeteci Zeynep Yılmaz'dan Osman'ın Köşesi

Burma İçin Özgürlük Kampanyası'na Katıl!

Uluslararası Af Örgütü

Kediden Korkan İnsanlar

İşgüzar Apartman Yöneticileri

Tom'un Ağız Tadı'nda

Yılbaşı Pastası

1400 Kilometre Yürüyen Kedi
Ciğerle Kedileri Beslemek Zararlı Olabilir
Adem İle Havva'nın Kedisi

 

Susam Kedi Öyküleri

Yarışması Sonuçlandı!!

Rock Kedileri Rock'ın Devlerini Nasıl Salladı?

Objektifimdeki Kediler

Nejla Osseiran

 

Oda Tiyatrosu

Karımla Evleniyorum

Oda Tiyatrosu Jean Bernard LUC'un yazdığı ve Kaan ERKAM'ın sinema teknikleri kullanarak yönettiği KARIMLA EVLENİYORUM adlı komediyi KASIM ayında sahnelemeye başlıyor. İlk kez müzikli olarak ve absurd tiplerin de eklendiği bir şekilde sergilenen bu oyunda izleyici hem çok gülecek hem de çok şaşıracak. "Karımla Evleniyorum" bu sezonun kapalı gişe oynanacak oyunları arasında yerini alacak.

Baş rollerini Kaan ERKAM,Ebru Yaşar SEÇEN,Sultan ÇELİK,Derya GEMİCİ,Didem KARAKAŞ,Tolunay DONAT,Özlem YAYAN,Zeynep ÇELEN,Nihat ÇAKIR,Fulya IRMAK'ın paylaştığı oyunu izlemek ya da ayrıntılı bilgi almak için odatiyatrosu@odatiyatrosu.com  adresine e-posta gönderebilirsiniz.

Oyunun biletleri www.mybilet.com dan edinebilir.

BAŞA DÖN>>>

 

Bu Erkekleri

Kim Yetiştirdi Yahu?

Kadınlar doğal olarak feministtir. Feminist olmadığını söyleyenler bile. Erkeklerin egemen olduğu ve egemenliklerinin de gün be gün azaldığı günümüzde kadınlar “erkekler”den şikayet etmekte çoğu zaman haklıdır.

 

Evde iş yapmayan kocalar, anlayışlı olmayan sevgililer, bencil ya da kıskanç erkek arkadaşlar, ahlakçılıkları ile hayatı cehenneme çeviren ağabeyler, yemek ya da temizlik için mutlaka evdeki bayanlardan yardım bekleyen aile babaları şikayet edilen güruhtan sadece bir kısmıdır. Hayatı paylaşmakta eşit sorumluluk almayan koca şikayet edilirken hayatı eşit paylaşmak adına eşiyle işleri bölüşmüş olan gelin “oğul sevgisi” sebebi ile eleştirilir. Erkekleri kimler yetiştirmektedir? Anneler. Anneler neden şikayet ettikleri erkek egemenliğinin kurallarını birebir oğullarına ve kızlarına öğretmektedir? İşlerden bunalmış bir halde olsa da, eşinin yardımcı olmamasından şikayet etse de kadınların büyükçe bir çoğunluğu mutfakta erkek görmek istemez. Erkekler tüm eleştirilere rağmen kadınlarca eleştirilen erkek formatında kalmaya da bu anlamıyla zorlanırlar. “Sen erkeksin otur!” ile başlayan cümleler kaç yüzyıldır kuşaktan kuşağa geçirilmektedir. Bu yüzden kadınlar aslında erkeklerden değil de annelerinden şikayet etmelidirler.

BAŞA DÖN>>>

 

Edson Ne Zaman PELE oldu?

Futbol tarihinde onu tahtından hala indirebilen bir kral çıkmadı. Edson Arantes do Nascimento’dan söz ediyoruz ya da hepimizin bildiği ismi ile Pele’den. Pele futbol ile doğdu. Babası Brezilya profesyonel futbol liginde oynuyordu.

Ama sakatlandığı için futbol hayatı kısa sürmüştü. Bu genç Pele için bir sorun olmadı ve Brezilyalı bir oyun kurucu genç Pele’yi keşfetti. Pele kendine güvenenleri haksız çıkarmayacaktı ve ilk profesyonel maçında 4 gol atacaktı. 1957’de Brezilya Milli Takımı’na girdiğinde henüz 16 yaşındaydı ve bir yıl sonra Dünya Kupası’nda oynadı. Dünya Kupası’nda Brezilya’yı  iki kez altın madalyaya götürdüyse de 1962 Dünya Kupası’nda sakatlandı. 1970’lerde Amerikalılar’a futbolu sevdirmek için ABD’nin Cosmos takımına transfer olan Pele, Nijerya’daki İç Savaşı da iki günlüğüne durdurabilmiş yegane kişidir. Nijerya’ya futbol için giden Pele’yi görmeye gelenler iki günlüğüne savaşı unutmuşlardır.

BAŞA DÖN>>>

 

Omlet Napoliten

Haydi uyanın! Pazar’ı yakalayın çok geç olmadan... Kedili Pijama’nın yeni sayısı sizleri bekliyor. Sabah kahvaltısı ya da moda deyimiyle “brunch”a hazırlananlara da bizden bir favör olsun. Aşağıda sizlere Omlet Napoliten tarifimizi veriyoruz. Yiyenler güne her daim gülerek başlıyor. Zira baharatlı olduğu için yiyenler pek ağızlarını kapalı tutamıyor. :-) Kedilerinizle sağlıcakla kalın.

Omlet Napoliten : (4 kişilik) 3 orta boy havuç alınıp yüzü temizlendikten sonra kalın ölçü rendelenir. Bir tavada tercih ettiğiniz yağ konarak hafif kızdırıldıktan sonra çatal yardımıyla bir diş sarımsak gezdirilir ve sonra tavadan alınır. Havuçlar tavaya alınıp orta ateşte tahta kaşıkla kavrulur (yakılmaz). Havuçlar kavrulurken bir çay kaşığı karabiber, bir çay kaşığı zencefil, bir çay kaşığı pul biber ve iki çay kaşığı tuz konur. İyice kıvama gelen havuçların üzerinde dört tane çukur açılıp içlerine yumurta kırılır ve ateş hafifletilip tavanın kapağı kapatılır. Ocaktan almaya yakın dilerseniz üzerine birazcık fesleğen serpiştirebilirsiniz. (Fesleğen yoksa ince kıyılmış taze maydanoz..) Sofraya neşeli bir müzikle servis ediniz. Afiyet olsun. (Kolesterol sorunu olanlar kızartma yerine buharla pişirmeyi ve yumurta yerine de yağsız peyniri tercih edebilirler.)

BAŞA DÖN>>>

 

 

Steven-Johnson

Sendromu Tehlike Saçıyor!

SJS (~Steven-Johnson Sendromu) bağışıklık sistemine zarar veren bir rahatsızlıktır. Ciltte ve yumuşak dokularda şişliklerle kendini gösterir. Oldukça ciddiye alınması gereken bir rahatsızlık olup ölümcül olabilir.

SJS'a kullandığımız ilaçların ya da viral enfeksiyonların sebep olduğu düşünülmektedir. Örneğin oldukça sağlıklı olan bir genç bayan kullandığı bir antibiyotik sonucunda kendini SJS’unun pençesinde bulmuştur. Daha çok kışın ve baharın başlangıcında görülen hastalığa yakalananların % 3 ila 15’i ne yazık ki hayatlarını kaybetmektedir. Hastalığın ortaya çıkışından 2-3 hafta sonra şişlikler kaşınmaya başlar. Kaşınma hissi dayanılmaz bir hal alabilir ve açık yaralara dönüşebilir. Görme duyusu üzerinde de SJS’unun ciddi tahribatları söz konusu olabilir. Erkeklerde görülme olasılığı kadınlara göre 2 kat fazla olup çoğunlukla 3 yaşından daha küçük çocuklarda ve 20 ila 40 yaş arasındaki kişilerde görülmektedir.

BAŞA DÖN>>>

 

 

Nane Molla

Ballıbabagillerden naneyi bilmeyen yoktur. Yemeklere, çaylara girdiği kadar deyimlere ve şarkılara da girmiştir. Anayurdu Avrupa, Asya ve Avusturalya olan nane, Amerika’ya ise sonradan gelmiştir.

Bütün ılıman bölgelerde yetişen nanenin Türkiye’de 7 değişik türü bulunur. Dünya üzerinde ise 25 farklı türden bahsedilmektedir. Nane, hoş kokulu bir bitki olup yemeklerde baharat olarak kullanılmasının yanı sıra alternatif tıpta da şifalı bir ot olarak kabul görür. Mide bulantısına ve mide gazına, balgama karşı etkin olduğu bilinen özelliklerindendir. Buharla karışık kokusu nefes açıcıdır. Nane aynı zamanda şekerleme sektörü için de vazgeçilmez bir bitki olmuştur. Çikolatalardan şekerlere sakızlardan içeceklere kadar bir çok yiyecek ve içecekte kullanılmaktadır.

BAŞA DÖN>>>

 

Kedili Pijama

Bir Sivil Kedi Yapımı

Copyright 2003

bizbize@kedimveben.com