![]() |
1 | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
68’in Twiggy’si Hala Moda Twiggy’yi 60’lı yıllarda genç olanlar çok iyi bilir. 2000’lerde Naomi Campbell ne ise 60’lı yıllarda Twiggy o idi. İngiliz kökenli bu uluslararası model sıskalığı ile bir dönemin moda ikonlarından olmuş ve sıska, çelimsiz görünümü 68’li yılların seksi kadın görünümünü yeniden tanımlamıştır.
Twiggy, alışılmış lepiska saçlı ostrojenli model görünümlerinden çok uzakta idi. Kısa erkek çocuğu gibi kesilmiş saçları ve iri gözleri ile 60’lı yılların mini etek modasının da öncülerinden olmuştu. 1967 yılında Japonya’yı ziyaret eden Twiggy tutucu Japonlar’a eteği bir haftada sevdirebilmişti.
70’li yıllarda podyumlara veda eden Twiggy bugünlerde tekrar ilgi odağı olmaya başladı. İtalyan modacıların podyumlarına adım atan ve Japon kredi kartı kuruluşlarının reklamlarında rol alan bu yaşlı manken 68 moda rüzgarını eskimiş de olsa hala estirmeye devam ediyor.
Mars’ta
Tazıyı Aramak Avrupa Uzay Ajansı’nın Mars’ı keşfetmek üzere uzaya gönderdiği Tazı 2’den (Beagle 2) umut kesilmek üzere. 26 Aralık günü Mars’a inmesi beklenen Tazı 2’nin Dünya’ya gönderdiği radyo sinyalleri birden kesiliverdi. Oysa ki 250 milyon millik yolculuğu boyunca görevine devam eden Tazı 2, tam da Mars’a varmışken bu şekilde su koyması projede görev alan bilim adamlarını adeta çılgına çevirdi. Devreye Nasa’nın 2001’den beri Mars’ın etrafında gezinen uzay aracı Mars Odyssey girdiyse de o da Tazı 2’den bir haber alamadı. İngiliz bilim adamları Tazı 2’den umutlarını kesmiş değiller. Hatta 4 Ocak’ta Mars’a ulaşacak olan asıl uzay araçları Mars Ekspress’in Tazı 2’yi bulacağı inancındalar. Halihazırda bir yandan Avrupa Uzay Ajansı bir yandan Nasa, Tazı 2'ye sürekli radyo mesajları göndererek çağrı da bulunuyorlar : “Tazı 2, Anneni ara çok merak ediyor!”
Hala Annenin Soyadını Mı Kullanıyorsun?
Bugünlerde günlük gazetelerin manşetine taşınmış bir konu var. Bayanların soyadı mücadelesi. Açıkçası ilk başta çok anlamlı gözüken bu savaşımı biraz daha yakından irdeleyelim mi? Kadınlar ne istiyor? Evlenmeden önceki soyadlarından evlenme yoluyla vazgeçmek istemiyorlar. Ataerkil kültürün etkisi ile şekillenen evlilik hukuku gereğince bayanlar evlendiklerinde evlenmeden önceki soyadlarından vazgeçmek durumunda kalıyorlar. Bu açıdan bakıldığında kadınların bu savaşımını desteklememek mümkün değil. Oldukça anlamlı ve onurlu bir savaş. Ama...Kadınların evlenme ile kaybetmek istemedikleri soyadları aslında annelerinin evlenme ile kabul etmek zorunda kaldığı soyadı değil mi? Evet aynen öyle yani kadınlar annelerinin kabullenmeye zorlandığı soyadını evlenme ile kaybetmek istemiyorlar. Garip bir çelişki. Bu sebeple kadın hakları konusunda çalışma yapan bazı aktivistler artık evlenme ile soyadı kaybetme hususunda savaş verirken “annelerinin kabullenmeye zorlandığı soyadı” için değil yeni ve kendilerinin seçtiği bir soyadı için vermeyi daha anlamlı buluyorlar. Çünkü amaç ataerkil kültürün eziciliğine karşı çıkmak ise bu durumda ataerkil kültürün ürettiği bir değere yine ona ait başka değer ile karşı koymak sadece traji-komik oluyor. Bu hususta atılması gereken bir diğer adım da çocuklarının soyadının ne olacağı? Yine bazı aktivistler “soyadı” hususunda takıntıların son bulması gerektiği ve “soyadı”nın sadece sembolik bir değer olarak kalması gerektiğini düşünüyorlar. Resmi kayıtların soyadı değişikliklerini artık rahatlıkla izleyebilecek yeterlilikte olduğunu da belirterek, insanların dilediği soyadını seçebilmelerine kolaylık sağlanmasını istiyorlar. Bu durumda “senin soyadın değil benim soyadım” tartışmaları da son bulacağı gibi kişinin kültürüne ve ruhuna daha uygun soyadı taşıma olanağı da sağlanmış olacak.
Yumurta Kabuklarından Resim Yapmak
Yumurta kabuklarından resim yapmaya var mısınız? “Nasıl mı?” diye soran yüzlerinizi buradan görür gibiyiz. Ama çok kolay. Önce bir kaç hafta boyunca yumurta kabuğu biriktireceksiniz. Kırdığınız yumurtaların kabuklarını bir kutuda daha fazla çatlatmadan saklamaya başlayın. Tablonuza yetecek kadar yumurta kabuğunuz olduğunda, beyaz bir mukavva ya da karton alıp bölüm bölüm tutkal sürün. Her tutkal sürdüğünüz bölüme yumurta kabuklarını (içi kartona bakacak şekilde) elinizle kırıp düzleştirerek yapıştırın. Tüm yüzeye kırılmış yumurta kabuklarını yapıştırdıktan sonra yağlı boya ile dilediğiniz resmi çalışın. Yağlı boya iyice kuruduktan sonra resminizi vernikleyin. Vernik kuruduktan sonra camlı bir çerçevede rahatlıkla eserinizi görücüye çıkarabilirsiniz. Kolay gelsin.
Patates çok lezzetli bir yiyecektir. Yemeğinden ziyade kızartmasına kolay kolay hiçbir çocuk hayır diyemez. Aynı zamanda C vitamini deposu olan patates çiğ de yenebilir. Eskiler genellikle “kurt yapar” batıl inancı ile patatesin yaş yenmesine karşı çıksalar da bugün patates çocukların da rahatlıkla çiğ yiyebileceği bir C vitamini deposudur. Orta boy patateslerin kabuklarını soyduktan sonra yağ dolu derin bir kapta hiç bölmeden bütün halinde kızartın. Patates toplarının yüzleri pembeleştiğinde ateşten alın. Sıcak yağda emin olun içleri de pişiyor. Üzerine sarımsaklı yoğurt dökerek afiyetle yiyebilirsiniz. Bu yemek İtalyan köylü mutfağının lezzet taşlarından biridir.
• ABD’de sinema oyuncuları sendikalı olmak zorundalar. Sendikasız oyuncuların bir filmde rol bulması oldukça güçtür. Sendikalar ise sigortasız filmlerde oyuncuların rol almasına izin vermemektedir. Bu yüzden filmler sigortalanmak durumundadır. Sigorta şirketleri ise filmleri sigortalayabilmek için sinema konusundaki deneyimli uzmanlarla çalışmakta ve sigorta yapmanın karşılığında bir çok filmin ticari başarısı için senaryoda değişikliğe varacak baskılarda bulunabilmektedir.
• İrlanda kökenli pop müzik şarkıcısı Sinead O’Connor’ın saçlarını kıpkısa kestirmesinin sebebi, İrlanda’daki yetimhanelerde çocuklara yapılan muameleleri protesto etmek yatmaktaymış. O’Connor bir çoğu Katolik din adamı ve kadının denetiminde olan bu yetimhanelerde çocukların saçlarının hapishane benzeri zorla kısa kesildiğini belirtmekte ve aynı zamanda bu yetimhanelerde çocukların sıkça cinsel tacize maruz kaldıklarını belirtmektedir.
• Bir zamanların iki efsanevi kadını Marleen Dietrich ile Greta Garbo’nun Paris’te yıllarca aynı apartmanda oturdukları halde birbirleri ile konuşmadıklarını biliyor muydunuz?
Turunç
Egeliler ve Akdenizliler, turuncu aile üyelerinden biri gibi görürler. Eh pek de haksız sayılmaz. Güzel kokusu, şifalı özellikleri ve ekşi lezzeti ile turunç, Ege ve Akdeniz’le adeta özdeşleşmiştir. Çaya tat katmasından reçeline, yaralara sürülmesinden şerbetine kadar turunç yaşamın içine girmiştir. Aslında portakala çok benzese de birçoğumuzun yanlış bildiği gibi olmamış portakal değildir. Turunç ayrı bir meyvedir. Anayurdu Güney Asya olup Akdeniz’e Araplar sayesinde 11. yüzyılda gelmiştir. Portakal, mandalina ve limona kıyasla bitki hastalıklarına karşı son derece dayanıklı olan turunç bu meyve ağaçlarının yetiştirilmesinde de öncü olarak kullanılır. Ekşi tadı sebebi ile meyve olarak kolaylıkla yenmese de turunç içerdiği C vitamini sebebi ile gribe karşı da güçlü bir koruyucudur.
|
Karapara genelde bir ahlak sorunundan çok ekonomik bir sorun olarak dikkate alınmıştır. Ama artık bu yaklaşım hızla değişiyor ve aslında karaparanın hukuksal sistemden bireysel ahlaka kadar bir çok yaşama alanını olumsuz olarak etkilediği gerçeği hızla farkediliyor. Karaparanın aklanmasının önlenmesi amacıyla kurulmuş olan uluslararası örgüt FATF’e göre, dünyadaki karaparadan elde edilen gelir 300 ila 500 Milyar dolar civarında. Örneğin bir araştırmaya göre Çek Cumhuriyeti’nde aklanan karapara, Çek GSMH’nın % 10-15’i civarında, İngiltere’de ise bu oranın % 7-13 civarında olduğu sanılıyor.
Rakamların ürkütücü olmasının yanı sıra karapara aklama operasyonlarında rol alan kişiler hiç de filmlerde kategorize edildiği gibi cahil ya da bilgisiz kişiler değil. Tam tersine karaparanın aklanması çok karmaşık finansal işlemler gerektirdiğinden alanlarında oldukça uzman kişiler (avukatlar, dış ticaret uzmanları, bankacılar, borsa simsarları vb.) bu operasyonlarda suç lordlarına yardımcı oluyor.
Karapara aklamak nasıl yapılıyor diye soruyorsanız, kısaca anlatalım. Karapara aklamada büyük miktarlar söz konusu olduğunda genellikle karaparanın elde edildiği ülkedeki yasal sınırlara takılmamak için para küçük parçalara bölünüp toplum tarafından kabul gören kişiler aracılığıyla dikkat çekmeden finansal sisteme sokulmaya çalışıyor. Bir çok masumane görünümlü aracı bu aşamada kullanılıyor. Bu kişilerin hesaplarından yurtdışındaki hesaplara paralar havale edilip, genellikle kıyı bankacılığı yapan bölgelerdeki gizli hesaplarda bu bölünmüş paralar toplanıyor ve sonra tekrar bölme ve uluslararası havale işlemlerine tabi tutuluyor. Bu kadar çok uluslararası işlemle amaçlanan karaparanın kaynağı ile arasındaki bağlantıyı silebilmek. Araya sınırlar, farklı ülkelerin resmi otoriteleri de girince bir karapara suçlusunu araştırmak doğal olarak zorlaşıyor. Artık aklanan para rahatlıkla yasal bir yatırıma (bir ticaret merkezinin alımına ya da bir spor kulubünün finansmanına) dönüştürülebiliyor.
Bugün karapara ile kastedilen de sadece uyuşturucudan kazanılan para olmayıp suç sayılan faaliyetlerden elde edilen her türlü gelir karapara sayılıyor. Bu sebeple kayıtdışı ekonomi de silah kaçakçılığı da artık karaparanın tanımına dahil oluyor.
İkizlerin arasındaki telepatik etkileşim konusunda çok şey söylenebilir. Kesin kanıtlanmış olmasa da telepatik etkileşim konusundaki tanıklıklar çok sayıdadır. İşte bunlardan bir tanesi. Kanada’da yaşayan ikiz erişkinler ayrı şehirlerde yaşamaktaydılar. İkizlerden biri o gün sinemaya gitmek istemiş ve gazeteden gösterimdeki filmlere bakmıştı. Aynı filme aynı saatte diğer kentte yaşayan kardeşinin de gittiğinden haberi yoktu. Film gösterimdeki popüler filmlerden biri değildi. Ama sinemaya gitmeden önce ikizler yine aynı saatlerde farklı iki şehirde olmalarına rağmen aynı saatte restorana gidip ana yemeğinden tatlısına kadar aynı yiyecekleri sipariş edeceklerdi. Sinema çıkışında ise ikisi de alışverişe çıkacak ve aynı renkte ve benzer kesimde gömlek alacaklardı. Buraya kadar ki benzerlikler ikizlerin aynı ortamda büyümelerinden ve aynı kültürde yetişmelerinden kaynaklanıyor olarak düşünülebilirse de ikizler o gün loto oynayacaklar ve loto da birbirlerinde habersiz olarak 4 kolona da aynı rakamları yazacaklardı. Akşam olduğunda ise birisi daha erken yatacak ve rüyasında büyükannesini görecek, diğer ise aile albümlerinden büyükannesinin fotoğrafını çıkarıp uzun uzun bakacaktı. Bütün bu aynılıklarının farkına ise ertesi sabah telefonda konuştuklarında varacaklardı.
Bugün Sırbistanan'da seçim var ve aşırı milliyetçilerin tekrar iktidar koltuğuna oturacaklarına kesin gözüyle bakılıyor. Sloban Miloseviç’in iktidar düşüşüne kadar süren aşırı milliyetçi dönemde Sırbistan, sadece komşuları için –özellikle de Bosna için- yıkıcı bir tehdit olmadı aynı zamanda demokrat Sırplar için de dehşet saçtı.
Aşırı milliyetçi Sırpların en temel özelliklerinden biri de Batı Avrupa’ya karşı bakış açıları... Seçimlere katılan aşırı milliyetçilerin yer aldığı Sırp Sosyalist Partisi’nin seçimlerdeki adayları arasında başta Slovan Miloseviç olmak üzere birçok savaş suçlusu da yer alıyor. Böylelikle seçilmeleri halinde Avrupa Birliği’nin bu savaş suçluları için istemiş olduğu cezalandırmanın gerçekleşemeyeceği anlaşılıyor. Bilindiği üzere Miloseviç şu an Hollanda’da bir hapishanede tutuluyor. Buna rağmen seçimlerde Sırp Sosyalist Partisi’nin liste başı adayı Miloseviç, hapishane hücresinden Sırp halkına ucuz vaatlerde bulunmaya devam etti. İşin kötüsü Sırbistan’ın ekonomisinin çökmesinden sorumlu olan Miloseviç hala bir çok Sırp'ı etkilemeye devam ediyor.
Öte yandan Radikal Parti de Hollanda’daki uluslararası mahkemede savaş suçlusu olarak nitelenen Sırplar’ın yargılanmasını seçimler boyunca bolca malzeme ederek seçilmeleri halinde “bir tane Sırp’ın bile Hollanda’ya gönderilmeyeceği” sözünü verdi. Sırp demokratların yer aldığı Liberal Parti içerisinde de savaş suçlusu olmakla itham olan adaylar yok değil. Bu durum aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nazi Almanyası’nın bir anlamda 20. yüzyılın sonunda tekrarı olan Sırbistan’da devlet eliyle işlenen teröre bulaşmamış çok az deneyimli yönetici kaldığının da kanıtı sayılabilir. Avrupa Birliği gözlemcileri seçimleri oldukça kaygıyla izliyorlar ve Avrupa’nın orta yerinde güvenliği ve barışı tehdit edecek yeni bir oluşumdan endişe ettiklerini saklamıyorlar.
Öncelikle özgeçmişinizin başına isminizi, soyisminizi, altına size ulaşılmasında tercih ettiğiniz adresi eksiksiz olarak yazın. Telefon numaralarınızı alan kodunu da yazarak iletişim bilgilerinize ekleyin. Eğer verdiğiniz telefonlarda belli saat aralıklarında oluyorsanız bunu da belirtmelisiniz.
Özgeçmişinizin başlangıcında bir “Çalışma Alanı” bölümü olmalıdır. Bu bölümde hangi alanlarda çalışabileceğinizi kısaca ama açıklayıcı bir şekilde ifade edin. Bu bölüm bir paragrafı ve 6, 7 satırı geçmemelidir.
Ardından “Eğitim” bölümüne yer verin. Bu bölümde en son bitirdiğiniz okuldan başlayarak almış olduğunuz resmi eğitimleri yazın. Bu bölümde katılmış olduğunuz kurslar yer almamalıdır. Lisansüstü eğitiminiz, üniversite eğitiminiz, lise eğitiminiz ve eğer gerekiyorsa ilk öğreniminiz bu bölümde ifade edilir. Eğitimle ilgili bir bilgiyi verirken sırasıyla şu bilgilere yer vermelisiniz : eğitimin kurumunun tam adı “İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi” gibi ; eğitimin kurumunun varsa alt bölümü “İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü” gibi; eğitimi gördüğünüz yıllar “1982-1987”; mezuniyet tarihiniz ve aldığınız derece “Mezuniyet: 1992, Master” gibi. Eğer lisansüstü eğitiminizi yazıyorsanız hazırlamış olduğunuz bitirme tezi var ise bunu da yazabilirsiniz.
Özgeçmişinizin üçüncü bölümü “Mesleki Deneyimler” olup bu bölümde en güncelden en eskiye doğru çalıştığınız kurumları, o kurumda görev aldığınız bölüm/departman/üniteyi, çalıştığınız (yıl olarak) zaman aralığını, o kurumda almış olduğunuz en son unvanı ve çalıştığınız alanları sırasıyla yazmalısınız.
“Katılan Kurslar” bölümünde ise kısa süreli ve önemli kurslara katıldıysanız bunlar hakkında bilgi verebilirsiniz. Buradaki yazımınızın biçimi de “Eğitim” bölümündeki gibi olmalıdır.
“Kişisel Bilgiler” bölümünde ise “medeni durumunuz”, “erkek iseniz askerlik durumunuz”, “bildiğiniz yabancı diller ve düzeyi”, “ehliyet sahibi iseniz ne tür ehliyet sahibi olduğunuz (B sınıfı gibi) ve ne zamandan beri ehliyet sahibi olduğunuz”, “bilgisayar kullanım düzeyiniz ve bildiğiniz ya da kullandığınız programlar/yazılımlar”, “hobileriniz” yer almalıdır.
“Referanslar” bölümünde sizi gerçekten tanıyan ve iş başvurunuzda kendisine dönülmesi halinde hakkınızda olumlu referans verebilecek en az iki en fazla 3 kişinin isim, soyisimleri, unvanları, eğer çalışıyorlarsa çalıştıkları kurum ve eksiksiz telefon dahil iletişim bilgileri (telefon dahil) ifade edilmelidir. Referans verdiğiniz kişiye özgeçmişinizde kendisini referans olarak gösterdiğinizi önceden ifade etmelisiniz. Böylelikle bir referans araştırması sırasında referansınız olan kişinin daha özenli hareket etmesini sağlamış olursunuz. Önemli bir hatırlatma birinci derece akrabalar (baba, anne, eş, kardeş vb.) referans olarak özgeçmişte yer almamalıdır.
Her özgeçmişin başında kısa bir başvuru mektubu olmalıdır. (Eğer özgeçmişinizi fiziksel olarak iletiyorsanız.) Her özgeçmiş başvurulan işin özelliklerine göre tekrar gözden geçirilmelidir. Çalışabileceğiniz geniş bir alan söz konusu ise hangi işe başvurdu iseniz o işin aradığı ve sizde olan özellikleri öne çıkararak özgeçmişinizi yazmalısınız. Özgeçmiş genellikle bir sayfa olmalıdır. Eğer mesleki deneyimleriniz ve eğitim durumunuz çok bilgi içeriyorsa tercihen iki sayfaya da çıkarılabilir. Özgeçmiş düz beyaz bir kağıda daktilo ya da bilgisayarla yazılmalıdır. Özgeçmişin imzalanması gerekmektedir. Özgeçmiş bir mektup kesinlikle değildir. Hitap bölümü bu sebeple olmaz. Özgeçmişinize dilerseniz ya da işveren tarafından talep ediliyorsa fotoğrafınızı ekleyebilirsiniz.
Ne yazık ki trafik kazalarının sayısı son yıllarda gittikçe artıyor. Her ne kadar sürücülerin ehliyet sınavında ilk yardım konusunda da elemeye tabi tutuluyorlarsa da yaralanan kişilere yardım eden bir çok sürücünün bilinçsiz hareketleri sonucunda yaralıların sağlık durumları daha da kötüleşebiliyor. Özellikle de kanamalı yaralanmalarda.
Kanamalı bir yaralının ilk iş olarak kanamanın durdurulması gerekir. Ama kanamayı durdurmak için yapılan yanlış hareketler yaralı için hayati risk yaratabiliyor. İster iç ister dış kanama olsun, kanamalı yaralının bir an önce bir tıp merkezine götürülmesi gerekir. İç kanamalarda kanama olduğu şüphelenilen yere buz torbası uygulanırsa kanamanın şiddeti azaltılabilir. Bu durumdaki bir hastaya ağızdan uyarıcılar ya da ilaç verilmemelidir. Dış kanamaları ise durdurmanın 6 temel yöntemi vardır : 1) Kanamalı nokta parmakla basınç uygulanabilecek kadar küçük ise kanama yeri parmakla basınç uygulanarak kapatılabilir.Ancak yaranın içerisine yabancı maddelerin (cam gibi) bulunmaması gerekir. 2) Aynı basınçlı uygulama bir bez yardımıyla yapılabilir. Bu durumda ise basınçlı sargının yarım saat sonra gevşetilmesi gerekir. 3) Kanayan organın kalp seviyesinden yukarıda tutulması da bir başka yöntemdir. Böylelikle kan basıncı düşürülerek kanama da azaltılmış olur. 4) Bedendeki tazyik noktalarına (atardamarların yüzeye yakın geçtiği noktalara) basınç uygulamak da kanamayı azaltabilecek uygulamalardandır. 5) Diz ve dirsekte yer alan kanamalarda ise kol veya diz bükülerek bir sargı bezi ile bükük olarak bağlanırsa kanamanın şiddeti de azaltılmış olur. 6) Kol ve bacakta olan şiddetli atardamar kanamalarında tek kemikli olan alan üzerinde 6 ila 8 santim genişliğinde esnek bir bez (kravat gibi) ile turnike uygulanarak kanama durdurulabilir. Ama turnike uygulaması oldukça dikkat ve özen isteyen bir uygulamadır. Tek kemik üzerinde ve atardamarın geçtiği bölgede uygulanır. Kol veya bacağın etrafı bir kaç kez dolanacak şekilde esnek bez ile sarılıp iki düğüm atılır. Düğümün üzerine kalem ya da bir çubuk konup tekrar düğüm atılır. Kalem/çubuk çevrilerek bağlanan bez sıkılaştırılarak kanama durdurulmaya çalışılır. Sıkılaştırma 15-20 dakika süre ile uygulanabilir. Sonra gevşetilmeli ve 5-10 saniye beklendikten sonra sıkılaştırma tekrarlanmalıdır. Turnike en fazla 2 saat uygulanabilecek bir yöntemdir. Bu süre içerisinde yaralının mutlaka bir uzman bir kişiden/kuruluştan sağlık desteği alması sağlanmalıdır. Hepinize, hepimize kazasız sağlık dolu günler dileğimizle... |
İstanbul’u Keşfetmek
Büyükçe bir çoğunluğumuz İstanbul’u bildiğimizi sanırız ya da içinde her gün koşuşturduğumuz bu kente kahrederek güzelliklerini görmeyi öteleriz. Ama bir Cumartesi’nizi ayırırsanız belki de trafiğinden, kirliliğinden şikayet ettiğiniz bu kentin aslında ne kadar da keyifli olduğunu anlayabilirsiniz. Eğer Anadolu yakasında oturuyorsanız keyfinize bir de vapur sefası eklenecektir. Başlıyoruz. İlk durağımız Karaköy. Galata Kulesi’ne çıkıyorsunuz. Kente kuşbakışı baktıktan sonra yürüyerek Galata Köprüsü’nden geçip Mısır Çarşısı’na giriyorsunuz. Mısır Çarşısı’ndaki zengin çeşitleri ile göz kamaştıran baharatçılarda dilediğiniz kadar zaman geçirin. Mısır Çarşısı’ndan sonra biraz daha yürüyüp Kapalı Çarşı’ya adım atıyorsunuz. Aman kaybolmayın. Beyazıt kapısından çıkacak şekilde Kapalı Çarşı’nın büyüsünü yaşayın. Beyazıt Kapısı’ndan çıktıktan sonra Sahaflar Çarşısı’sına merhaba diyebilirsiniz. Eğer mevsim yaz ise Çınaraltı’nın da tadını çıkarabilirsiniz. Değil ise Süleymaniye Camii’nin baktığı sokaktaki kuru fasulye pilav satan dükkanlara mutlaka uğramalısınız. Öğle yemeği için hızlı-yemek yerine pilav üstü kuru ile muhteşem tatlara yolculuk edebilirsiniz. Öğle yemeğinin ardından Süleymaniye Camii sizi bekliyor olacak. Süleymaniye Camii’nden çıktıktan sonra Beyazıt Meydanı’ndan geçip Çemberlitaş’a oradan da Sultanahmet’e uzanın. Sultan Pub’da bir kahve ya da gazozlu bir içecekle soluklandıktan sonra Yerebatan Sarayı’nın gizemli karanlığına kendinizi bırakın. Gördüğünüz serin rüyanın etkisi geçmeden Ayasofya’nın görkemli kubbesinin altında tekrar düşlere dalın. Hemen Ayasofya’nın yanıbaşında kurulmuş olan çay bahçelerinde limonlu çay içip birçok farklı milletten kişi ile Sultanahmet’in güzelliğinin tadına varın. Ellerinizi Alman Çeşmesi’nin suyunda serinlettikten sonra Topkapı Sarayı’nın bahçesine geçin. Dilerseniz Topkapı Sarayı’na ya da Arkeoloji Müzesi’ne girin. Doya doya tarihi yaşayın. Eminönü'ne kadar yürüyerek inin. Sirkeci Garı’na hiç girdiniz mi? Girmediyseniz mutlaka uğrayın. Garın çıkışında Eminönü’nde akşam çayının yanında size eşlik edebilecek uzun çubuk krakerlerden alın. Yaşadığınız İstanbul düşüyle birlikte artık evinize doğru yola çıkabilirsiniz.
Sabah istediğim saatte uyandım. Kocam ve çocuklar babaannelerini ziyarete gitmişlerdi. Ev ve yaşam bana kalmıştı. Bu kaçırılmayacak bir fırsattı. Sabah uyandıktan sonra kahvaltı hazırlamadım. Haftalar boyu kahvaltı hazırlamak ve her kahvaltıda değişik bir şeyler yapmak derdinden uzakta bir poşet çay ve hızla hazırlanmış ekmek arası peynir eşliğinde televizyonun karşısına geçtim. Bir de ben kahvaltı ederken televizyon seyretmenin keyfine varayım dedim. Kahvaltımı bitirmeye yakın mutfağın parkesine düşen ekmek kırıntılarını akşam temizlerim deyip keyifle sırtımı dönüp mutfaktan çıktım. Sonra şöyle bir hafızamı yoklayıp kime kahveye gitsem dedim. Perihan’da karar kıldım. Telefon ettim, kahveye geliyorum dedim. Üzerime ne giysem diye gardırobu açtığımda rengine, kısalığına kimse karışmadan dilediğim bir giysiyi dolaptan çıkartıp giyiverdim. Perihan’da kahve içerken saatime bakıp telaş etmedim. Dilediğim zamanda çıkabilirdim. Perihan yeni açılan bir kuaförden söz etti. Hemen randevu alalım deyip Perihan’ı da kandırdım. Bir saat sonra kuafördeydik. Kaç zamandır saçlarımı kestirmek istiyordum. Bir daha bu kadar cesaret zor ele geçer deyip kısa küt kesim bir saç istedim. Yeni saçlarım hoşuma gitti. Enerjim gittikçe artıyordu. Perihan’ın boyası daha sürdüğü için onu öpüp ayrıldım. Sırada ne vardı? Tabii ki alışveriş. İstediğim mağazada istediğim kadar kalabilirdim. Ayrıca alışveriş yaparken cep telefonuyla annemle de istediğim kadar konuşabilirdim. Aynen de öyle yaptım. Parfüm bölümünde geçerken hep takındığım ağır başlı kadın pozlarını bir kenara bırakıp kollarıma dilediğim tüm tester parfümlerden sürdüm. Estetisyen kızın makyaj önerisini de içtenlikle kabul edip şöyle moda tarzı bir makyaj yaptırdım. Şimdi güzel bir yemeği haketmiştim. Yağına, tuzuna karışmayacak iştahlı bir yemek arkadaşına ihtiyacım vardı. Tülin’den başkası olamazdı. Aradım, uygunmuş. Bir saat sonrası için sözleştik. O zaman kadar ben de gönlümce kuyumcuları gezebilirdim. Tülin fazla kilolarını saklamayı mükemmelen başaran giysilerinden biriyle çıkageldi. Nefis bir yemek yedik. Üstüne de Türk kahvesi ve tabii ki dedikodu. Tülin’i araba ile evine bırakırken teybe de ne çocukların ne de kocamın kasetlerinden dinlemeye fırsat bulamadığım Elvis Presley kasedini kodum ve “Only You” şarkısını Tülin’e beş kere dinlettim. Eve dönmeden önce köşedeki kitapçıdan bir sürü dergi aldım. Magazin dergileri de aldım. Sonra yandaki kuruyemişçiye uğrayıp çeşit çeşit çerez ve küçük çukulatalardan oluşma bir paket hazırlattım. Tam o sıra Melahat aradı. Konuşmamızın arasında seyrettiği çok güzel romantik bir filmi ballandıra ballandıra anlattı. Ee DVD kiraladığımız dükkan uzakta değildi. Gidip filmi sordum. Şanslı günümdeydim. Filmin DVD’si ellerinde vardı. Bir de gözüm “Rüzgar Gibi Geçti”ye takıldı. Onu da kiraladım. Arabaya bindiğimde küçük çukulatalardan birinin hakkına vardım. Arabayı böyle özgürce sürmek, “dikkat et, selektör yap, frene bas” diyen birileri olmadan kullanmak ne kadar da güzelmiş. Otoparka da park ederken hiç çizgilere dikkat etmedim. İki çizginin ortasına bırakıverdim. Biliyorum 7 numara sileceklerimi kaldıracak. Kimin umrunda... Rüzgar Gibi Geçti’nin ortasına varmış iken çerezleri çoktan bitirmiştim bile. Magazin dergilerini ise film sonrasına bırakmıştım. Kaç zamandır eşimle birlikte mumlarla dolu bir banyoda küvet sefası yapmak isterdim. Ama çocuklardan çekindiğimiz için hiç teşebbüs edemedik. En azından ben kendi isteğimi şu an yerine getirebilirdim. Küveti sıcak suyla doldurdum. Şampuan ile köpürtüp suya biraz da kuru papatya ve adaçayı koydum. Sonra mumları yakıp küvetin sıcaklığında bir yarım saat kaldım. Şarkılar söyledim, şiirler okudum. Küvetten çıkmış idim. İçimden birilerini aramak ve yaptıklarımı anlatmak geliyordu. Nilay sırdaşımdır. Onu gecenin bu saatinde aradım diye eleştirecek kimse de yoktu. Aradım, Nilay'a yaptıklarımı tek tek anlattım. Bitirdiğimde bir kahkaha attı ve bana şöyle dedi. “Kızım sen orgazmların en güzelini yaşamışsın.”
Sedef hastalığı bir cilt rahatsızlığı olup hem erkeklerde hem de kadınlarda görülür. Her yaşta görülebilen hastalık sert, pul pul olmuş lekeler olarak ciltte gözükmeye başlar. En çok dirseklerde, dizlerde ve bedenin diğer organlarında görülür. Lekeler gümüş ya da kırmızı renktedir. Deri döküntüsü küçük küçük başlarken döküntü büyür ve çoğalır. Sedef hastalığı kronik bir rahatsızlık olup uzunca bir süre devam edebilir ve tekrarlayabilir. Genellikle 30 yaş öncesinde gelişmektedir ve toplumda görülme olasılığının %2 ila 3 olduğu düşünülmektedir. 3 yaş altındaki çocuklarda görülme olasılığı oldukça düşüktür. Sedef hastalığına yakalananların 10’da birinin rahatsızlığı daha ciddi boyutlara taşınabilir. Sedef rahatsızlığı ne yazık ki yakalanan kişinin sosyal yaşamını da etkiler ve kişinin günlük yaşam aktivitelerini yapmasını güçleştirebilir. Gözle görülür bir rahatsızlık olması sebebi ile hastalığa yakalan kişilerde içe kapanıklık, toplumdan uzaklaşma ve depresyon yaygın olarak görülmektedir. Bu sebeple hastalıkla mücadelenin yanında psikolojik destek de ihmal edilmemelidir. Sedef hastalığı bulaşıcı bir hastalık değildir. Sedef hastalığı sadece ciddi vakalarda, o da % 10 oranında ciltte kalıcı izler bırakır. Sedef hastalığının genetik bağları da araştırılmış ve şimdilik araştırmalar Sedef hastalığına yakalanan kişilerin çocuklarının % 50 oranında aynı hastalığa yakalanma olasılıkları olduğunu göstermektedir.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Kedili Pijama Bir Sivil Kedi Yapımı Copyright 2003 |