|
Zeynep teyzenin,
sonradan omurgasındaki bir rahatsızlıktan kaynaklandığını
öğrendiğim, yürürken ona sanki yeri öpecekmiş havası veren
kamburluğu beni hiç mi hiç rahatsız etmezdi; aksine, bu şekliyle
boyuma yakın ve güzel gözlerinden yayılan sevgi ışınlarının beni
daha kolay kucaklayabildiği hali en önemli özelliğiydi.
O, gün boyu hiç
durmaksızın çalışır, evlerinin küçük avlusunu eski bir çalı
süpürgesiyle süpürür, çocukları gibi gördüğü keçilerine büyük
bir özenle bakar, eski bir kazanın içinde çamaşır kaynatır ve
kendi boyunun yaklaşık iki katı yüksekliğindeki çamaşır ipine
asardı. Bütün bu işlerinin arasında da mahallenin kedilerinin
karnını doyurmayı hiç aksatmazdı.
Bazen, canım
sıkıldığında, altında köpeklerinin rahatça girip çıkabilmesi
için yan kenarları ve altı açık küçük tahta bir giriş bulunan
kapılarındaki ipi çekerek açar, Zeynep teyze ile Mercan dedeyi
ziyaret ederdim. Bu ziyaretim genellikle bizim geç saatte
yediğimiz yaz kahvaltıları sonrasına rastladığından onların
öğlen yemeği vaktine denk gelirdi.
İşte bu hiç
unutamadığım yemek vakitlerinde Zeynep teyze, o gün evinde
bulunan malzeme ile bir tencere yemek pişirir, kedilerle
birlikte beklemekte olan Mercan dedeye, kendisine, tok olduğumu
söylememe rağmen bana bir tabak koyduktan sonra, sayılarının
çokluğuna oranla anca yeteceğini düşünerek, kalan bütün yemeğin
içine ekmek doğrayıp dört ayaklı yaramaz dostlarına
paylaştırırdı. O günün tüm kısmetini bitirdiklerini fark
etmeksizin büyük bir hızla karınlarını doyuran kedilerin
hırıltıları eşliğinde yerdik yemeğimizi.
Bizimle birlikte onlar
da yemeklerini bitirir, karınlarını şişirmenin rehavetiyle
avludaki merdivenden çatıya çıkarak kırmızı kiremitlerin
üzerinde rahatlıklarını kıskandığım bir biçimde uyurlardı. Ta ki
akşam çoğunlukla benim görmediğim ama kendileriyle
paylaşılacağına kesinlikle emin olduğum bir tencere yemek daha
pişene kadar!
Zeynep teyzenin
bakmaktan mutlu olduğu kediler sadece bunlar da değildi.Her sene
evimizin bahçesinde ve sokakta yavru kediler bulur, yaz tatili
boyunca onlarla oyalanırdım. Fakat tatil bitiminde annemin
onları şehirdeki apartman dairemize götürmemizi istememesiyle
birlikte her yıl bir kabus yaşar ve kediler, biraz da benim
avunmam için kışın bakılmak üzere Zeynep teyzeye bırakılırdı. O
küçük, mavi gözleriyle gülümser, bakım masrafı için kendisine
bir miktar para teklif eden babama kızarak kedileri evine kabul
ederdi.
Ertesi yaz geldiğimizde
bu kedileri oldukça besili, tüyleri pırıl pırıl, canlı ve bir o
kadar da neşeli bulurduk. Ben de bir süre sonra kedilerin nasıl
olsa kışın da bakılacağı düşüncesine alışmış ve tatil sonları
onları götürmemiz için ısrar etmez olmuştum.
Hele bir keresinde,
gece yarısı, evdekiler uyurken sokaktan küçük bir kedi
yavrusunun miyavlamasını duyup uyanmış, ayaklarımın ucuna basa
basa dışarıya çıkmıştım. Bahçe duvarımızın karşısındaki damda
gördüğüm gözleri karanlıkta parlayan siyah yavru kediyi ne yapıp
edip evimizin yanındaki küçük odunluğa koymuş ve karnını
doyurmuştum. Sabah uyandığımızda babaannem bu kediyi bulmuş,
daha yeni doğmuş bir encik olmadığını ve nereden geldiğini
anlamadığını söylemişti. Tabi ben hiç sesimi çıkartmamıştım.
Bu kediye sonradan
Zeynep teyze de çok alışmış, çok terbiyeli bir hayvan olduğunu
söylemişti. Birkaç sene kışları mutfaklarındaki, aynı zamanda
üzerinde yemek pişirilen ‘kurbağa soba’nın yanında uyuyarak
geçiren ‘Arap’ın kaybolmasına benden çok o üzülmüş ve ağlamıştı.
Zeynep teyze ve Mercan dedenin varlığı sanki mahallenin bütün
kedileri ve benim yazın beslediğim diğer kediler için bir
güvenceydi. Küçük nahiyenin dar sokaklarında, irili ufaklı
kaldırım taşları üzerinde dolaşırken evlerinin önünden her
geçişimde içimi sonsuz bir huzur kaplardı.
Önce Mercan dede,
arkasından da yalnızlığa dayanamayan Zeynep teyzenin ölümüyle
birlikte evleri, içinde başka ocaklar tütse de artık bana
yabancı. Mahallenin kedileri de o eski bakımlı, gururlu, şımarık
kediler değil sanki. Yine de yazın arada bir uğradığımız
evimizin bahçesine geldiklerinde karınlarını doyurmadan
göndermem. Onlar yemeklerini yerlerken, sanki yukarıdan bir
yerlerden Zeynep teyze ve Mercan dede bana bakıp gülümserler.
Rahat uyuyun nur yüzlü Giritli komşularımız. Bütün mahallenin
kedileri size selam söylediler!
Fide ERKEN
11/08/2003
|