|
Prenses Melissa ve
Benekli

Bir
varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, pireler
berber, develer tellal iken yeşillikler içinde güzel bir ülkede yaşayan
bir prenses varmış. Prensesin ismi
Melissa
imiş.
Prenses her gün
yatağından kalkar, güzelce bir gerindikten sonra odasının penceresinden
içeri giren güneşe doğru bakar ve güzel güneşli günü kaçırmamak için
yatağından hızla çıkıp giyinirmiş.
Dadısı
Güldeste
gelmeden bütün eşyalarını bir güzel toplar, giysilerini katlar ve sabah
kahvaltısı için de her zamanki gibi ayıcığı
Domi’yi
yanına alırmış. Güldeste Dadı, beyaz saçlarını her zaman topuz yapan çok
iyi kalpli, bir yaşlı kadınmış. Prenses Melissa’nın babasına, amcalarına
da O dadılık yapmış.
Güldeste Dadı
odaya girmiş.
-
Günaydın Prenses.
-
Günaydın, Dadıcığım.
-
Yine her zamanki gibi eşyalarını ben gelmeden önce toplamışsın güzeller
güzeli. Söyle bakalım bugün kahvaltıda ne yemek istiyorsun?
-
Her zamankinden Dadıcığım. Biliyorsun en çok
yağ, reçel, zeytin
ve peynir
seviyorum ve biraz da yumurta, demiş Melissa.
-
Ben de öyle tahmin etmiştim demiş Güldeste dadı. O zaman seni güzel bir
kahvaltı bekliyor. Bir bardak dolusu da ılık süt. Hadi geç kalmayalım.
Prenses Melissa ve Güldeste Dadı, Saray’ın göle bakan yemek odasında
kahvaltılarına başlamışlar. Gölün üstünde kırlangıçlar uçuyor,
kelebekler ise göl kenarındaki renkli çiçeklere konarak sabah
gezintilerini yapıyorlarmış.

- Dadıcığım, bugün de kuzulara bakmaya gidebilir miyiz, diye sormuş
Melissa.
-
Tabii, kahvaltıdan sonra hem kuzulara bakarız, hem de babanın sana doğum
gününde armağan ettiği
Midilli’ye
havuç yediririz, diye cevaplamış Güldeste Dadı.
Prenses Melissa hiç bir zaman tabağında yemek bırakmazmış. Bu sebeple
her zaman tabağına yiyebileceği kadar yemek koyarmış. Eğer artan
parçalar olursa da onları da küçük bir mendilin içine alıp sokaktaki
karnı acıkmış hayvanlar için çimenlerin üzerine bırakırmış.

Kahvaltıdan sonra Melissa ve Güldeste Dadı, ahırlara gidip kuzulara
ve Midilli’ye bakmışlar. Prenses Melissa kuzuları çok seviyormuş. Üç
kuzu onlar geldiğinde hala yaşlı çınar ağacının çevresinde koşarak
oyun oynuyorlarmış. Prenses Melissa’yı görünce tanıyıp çok
sevinmişler. Üçü birden “Meeee”
diyerek Prenses Melissa’nın yanına gelmişler. Prenses Melissa da
onlar için mutfaktan aldığı yeşillikleri vermiş. Üç kuzu keyifle
yeşillikleri yerken Prenses Melissa onların bembeyaz pamuk gibi
tüylerini okşamış ve onlara sarılmış. Sonra da Midilli Domi’ye
gitmişler. Kahverengili beyazlı lekeleri olan Midilli Domi, Prenses
Melissa’yı görür görmez kişnemeye ve sevincinden yerinde duramamaya
başlamış. Prenses Melissa da ona getirdiği havucu ikram etmiş. Domi
havucu yemeden önce her zamanki gibi Prenses Melissa’nın yanağını
yalamış. Güldeste Dadı ;
-
Domi, yine sana teşekkür ediyor, Prenses, demiş.
-
Evet, Dadıcığım. Ben de O’na. Çünkü beni her zaman çok güzle karşılıyor.
Bütün bir öğleden önce Prenses Melissa ve Güldeste Dadı göl boyunca
yürümüşler, papatyaları koklamışlar ve Ahçı Muzo için de
çilek
toplamışlar. Ahçı Muzo bu çileklerden Prenses Melissa’nın en sevdiği
çilekli reçeli yapacakmış. Prenses Melissa bir ara Güldeste Dadı’ya
dönüp sormuş;

- Reçel nasıl yapılıyor, Dadıcığım.
-
Reçel mi, Prenses? Biraz
şeker, su, limon
ve çilekle,
demiş Güldeste Dadı.
-
Hepsi bu mu? Çok kolaymış ben de yapabilirim o zaman, diye cevap vermiş
Prenses Melissa.
-
Güldeste Dadı gülerek, hayır küçük bayan. Henüz yaşın mutfağa girmek
için küçük. Ama ileride eminim Ahçı Muzo ile çok güzel çilekli reçeller
yapacaksınız. Ama iyi reçel yapmak o kadar da kolay değildir, demiş.
Prenses Melissa ve Güldeste Dadı öğle yemeği için Saray’a dönmeye karar
vermişler ve Saray’ın kapısına tam gelmişler ki, çimenlerin içinde bir
kıpırtı farketmişler. Güldeste Dadı Prenses Melissa’yı arkasına alıp
çimenleri içine doğru bakmış. Çimenlerin içinde yeni doğmuş küçücük bir
kedicik duruyormuş.
-
Aaa
yavru bir kedi,
demiş Güldeste Dadı.
-
Çok güzel gözüküyor değil mi Dadıcığım, demiş Prenses Melissa.
-
Ama annesi nerede, diye sormuş Güldeste Dadı. Annesini bulmalıyız,
baksana çok acıkmış. Süt emmesi lazım.
Güldeste Dadı ve Prenses Melissa yarım saat boyunca bütün çimenlikte
anne kediyi aramışlar ama bulamamışlar. Güldeste Dadı, bunun üzerine
yavru kediciği alıp önlüğünün geniş cebine koymuş.

- Prenses Melissa, yeni arkadaşına hoşgeldin diyebilirsin. Anlaşılan
bu küçük kediciğin annesi yok. O’na artık sen bakacaksın demiş,
Güldeste Dadı.
-
Ben mi, diye sormuş Prenses Melissa.
-
Evet sen. Artık bir kedi yavrusuna bakabilecek kadar büyüdün. Hem çok da
neşeli olacak. Şimdiden O’na bir isim aramanı tavsiye ederim sana,
demiş.
Prenses Melissa üzerindeki şaşkınlığı attıktan sonra, yeni bir arkadaşı
olmasından dolayı çok sevinmiş. Yavru kedide çok güzelmiş. Beyazlı,
sarılı, süt kahveli lekecikler varmış kürkünde. Gözleri de yeşilmiş.
Güldeste dadı ve Melissa önce yavru kediyi doyurmuşlar. Ahçı Muzo’dan
bir kase ılık süt
alıp yavru
kediye vermişler ve sonra da biraz buğulama balık eti. Yavru kedicik, o
kadar acıkmış ki, tabağına konulanları silip süpürmüş. Sonra da patileri
ile bir güzel ellerini ve yüzünü temizlemeye koyulmuş. Temizliği
bittikten sonra Prenses Melissa ve Güldeste Dadı’nın bacaklarına
kafasını sürtüp mırmırlamaya başlamış.

- Dadıcığım, ne demek istiyor?
-
Yemek verdiğin ve O’na iyilik yaptığın için çok mutlu oldu. Mırmır diye
ses çıkararak hem sevincini hem de sana minnetini dile getiriyor. Neden
sen de onun başını okşamıyorsun. Eminim ikinizin de çok oşuna gidecek,
demiş Güldeste Dadı.
Prenses Melissa, öğle yemeğinden önce yavru kediciği sevmiş ve onunla
oynamış. Güldeste dadı ve Prenses Melissa öğle yemeklerini yerken yavru
kedicik de pencere kenarındaki kabarık yastıklardan birinin üzerine
çıkıp uyumaya başlamış.
-
Dadıcığım, ama daha akşam olmadı. Yavru kedicik neden uyudu?
-
Çünkü demiş, Güldeste dadı. Kediler bizlerden daha fazla uykuya ihtiyaç
duyarlar ve günün büyük bir çoğunluğunda uykuda olurlar. Ama uykularını
aldıktan sonra senden benden daha hızlı ve atik olurlar demiş.
-
Dadıcığım biliyor musun? Ona bir isim buldum, demiş Prenses Melissa.
-
Öyle mi, çok merak ettim nedir, diye sormuş Güldeste Dadı.
-
“Benekli”
demiş, Prenses Melissa. O kadar güzel benekleri var ki. Ona “benekli”
ismini koymak istiyorum.
-
Çok güzel bir isim bulmuşsun demiş Güldeste Dadı. “Benekli”.
O’na çok da yakıştı.

İlerleyen günlerde, Prenses Melissa, Benekli’ye çok özenli bakmış.
Yemeğini zamanında vermiş, su kabına her zaman taze su koymuş.
Onunla oynamış. Yemek kaplarını yıkaması için Ahçı Muzo’ya götürmüş.
Benekli de kısa zamanda büyümüş. Bıyıkları ve tüyleri daha bir
uzamış ve daha bir güzelleşmiş.
Bir sabah, Güldeste Dadı, Prenses Melissa’nın odasına girmiş ve
-
Prenses, bugün çok güzel bir gezi programımız var. Hemen
hazırlanmalısın.
-
Öyle mi, nereye gideceğiz Dadıcığım, demiş, Prenses Melissa.
-
Ormanın içindeki o güzel dere kenarında birlikte kahvaltı yapacağız ve
şansımız yaver giderse
ceylanları
da görebiliriz.
-
Gerçekten mi, çok sevindim demiş Prenses Melissa ve sevincinden koşmaya,
zıplamaya başlamış.

- Dur dur bakalım küçük hanım, demiş gülerek Güldeste Dadı. Önce
öğle güneşinden korunman için şapkanı giymelisin.
-
Benekli’yi de götürebilir miyiz Dadıcığım demiş, Prenses Melissa.
-
Dur bir düşüneyim demiş Güldeste Dadı. Aslında büyük bir kedi ormana
götürülmez. Zira uzaklaşıp kaybolabilir. Ama Benekli daha küçük ve
yanımızdan ayrılmaz, biz de göz kulak oluruz. Evet olabilir demiş.
Benekli’yi de yanımıza alalım.

Güldeste Dadı ve Prenses Melissa hemen hazırlanmışlar. Şapkalarını
giyip, sabah kahvaltısının bulunduğu sepeti ve çimlere serilmek
üzere örtülerini yanlarına almışlar. Sepet ve örtüyü Güldeste Dadı
taşıyormuş. Benekli ise Prenses Melissa’nın kucağında imiş.
Saray’ın kapısında dört tane güzel kahverengi atın çektiği bir at
arabası Prenses Melissa ile Güldeste Dadı’yı bekliyormuş. At arabasını
süren Salim, Prenses Melissa’ya ve Güldeste dadı’ya arabaya binmelerinde
yardımcı olmuş ve yolculuk başlamış. Yol çok güzelmiş. Prenses Melissa,
her iki tarafı ağaçlarla kaplı yoldan geçerken, çok çeşitli orman
kuşları görmüş. Bir sincap kestane ağacının üzerinden Prenses Melissa’ya
göz bile kırpmış.
-
Birazdan tahta köprüyü geçtikten sonra dere kenarına varacağız, Prenses
demiş, Güldeste Dadı.
-
Çok mutluyum demiş Prenses Melissa. Teşekkür ederim Dadıcığım.

Ama tam o sıra bir şey olmuş. Yol boyunca Prenses Melissa ile birlikte
at arabasının penceresinden ormanı izleyen Benekli bir türlü yerinde
duramıyormuş. Sanki bir şeylerden korkmuş gibi huzursuzlanmaya başlamış.
Prenses Melissa ve Güldeste dadı ne yaptılarsa kar etmemiş. Benekli at
arabasının içinde bir o yana bir bu yana sıçramaya başlamış. Prenses
Melissa ve Güldeste Dadı, benekli’nin hastalanmış olmasından çok
korkmuşlar. Ama birden Benekli pencerden dışarıya tüm gücüyle fırlamış.
Güldeste dadı hemen arabacı Salim’ya bağırmış.
-
Salim! Salim’ Dur, Benekli, pencereden dışarıya atladı.
At
arabası tam da tahta köprüye varmışki, köpürüye bir metre mesafede Salim
at arabasını durdurmuş. Güldeste Dadı ve Prenses Melissa, Salim’nın
yardımını bile beklemeden bir an önce Benekli’yi bulmak için telaşla at
arabasından çıkmışlar. Salim da at arabasını bir ağaca bağlayıp
benekli’yi aramak için onlara yardıma gitmiş.
-
Umarız çok uzaklara gitmemiştir, demiş Güldeste Dadı.
-
Neden böyle yaptı dadıcığım, bir türlü anlayamadım, demiş Prenses
Melisaa.
-
Bilmiyorum, Prenses. Umarım hasta değildir.
Güldeste Dadı, Prenses Melissa ve arabacı Salim “Benekli! Benekli!” diye
bağırarak yol kenarı boyunca yavru kediyi aramışlar. Aramaya başlayalı
çok olmamış ki, Benekli’yi bir ağacın altında oturmuş onları beklerken
bulmuşlar.
-
Benekli, diye bağırmış Prenses Melissa. Neden böyle yaptın?
Prenses Melissa, Güldeste Dadı ve Salim hemen Benekli’nin yanına
gitmişler. Prenses Melissa tam Benekli’yi kucağına almış ki, biraz
ötelerinde duran tahta köprü büyük bir gürültü ile yıkılmaya başlamış.

-
Aman Tanrım! Diye bağırmış Güldeste Dadı. Az kalsın köprüden geçecektik
demiş.
-
Ama Benekli kaybolunca durduk ve geçmedik, demiş Prenses Melissa.
-
Bence Benekli bunu anlamıştı demiş, Güldeste Dadı.
-
Benekli, bizi kurtarmak için mi kendini öylesine dışarı attın demek,
demiş Prenses Melissa. Sen olmasaydın, belki de biz şimdi...
-
Sen çok ama çok akıllı bir kediciksin Benekli demiş Güldeste Dadı.
-
O’nn sayesinde kurtulduk demiş Arabacı Salim.
Güldeste Dadı, Prenses Melissa, arabacı Salim, Benekli’yi buldukları
ağacın dibine örtülerini serip sabah kahvaltısını hazırlamışlar ve
Benekli’yi de yanlarından ayırmayarak hep birlikte çok güzel bir sabah
kahvaltısı yapmışlar. Benekli kelebekleri, arıları kovalamaktan yorulup
uyumuş. Güldeste Dadı ve Prenses Melissa da Benekli’nin güzelliğini
seyretmişler ve ona bir kez daha tehlikelerden onları koruduğu için
teşekkür etmişler.
- B İ T T İ -

|