|
İyilikler Ülkesi

Çok çok uzak diyarlarda, dağların üzerinde, okyanusların
altında, güneşi ve ayın aynı anda gözüktüğü bir ülkede, mutlu
bir halk yaşarmış. Dağlar ve tepeler papatyalar, menekşeler,
laleler ve gelincik çiçekleri ile bezeli çimenlerle kaplı imiş.
Ağaçlar ise her zaman meyve verir, muz ve elma kokuları
dağlardan kente inermiş. Altın renkli balıkların oyunlar
oynadığı bir dere kentin içinden geçerek karacaların su içtiği
düzlüğe varmadan büyük ve gösterişli bir şelaleye dönüşürmüş.
Bülbüller, kanaryalar ve beyaz güvercinler dallardan dalara
konar ve hep şarkı söylerlermiş. Evlerin kapıları hiç
kilitlenmez, hiç kimse hiç kimseye kötülük yapmazmış. Kapı
önlerinde, pencerelerde ya da evlerin içlerindeki serin
avlularda kediler, köpekler, kaplumbağalar arkadaşça
yaşarlarmış. İyilikler Ülkesi imiş, bu ülkenin adı. Ne bir
yöneticisi, ne bir kralı ne de başkanı varmış. Herkes işini
bilir yapması gerekeni aksatmadan ve keyifle yaparmış. Aşçı
meyveli kekleri hep saat dörtte hazırlar, ressam her gün bir
resim yapar, terzi ise en güzel kumaşlardan herkese güzel
elbiseler dikermiş.

İyilikler Ülkesi’nin yerini kimseler bilmezmiş. Çok gizli bir
kapıdan bu ülkeye girilirmiş. Gizli kapı kentin orta yerinde bulunan
çeşmenin hemen yanına açılırmış. Kuşlar çeşmenin fıskiyelerinde
neşeyle kanatlarını yıkar, kediler ve köpekler ise susadıklarında
tertemiz sudan kana kana içerlermiş. İyilikler Ülkesi’nde kimse
yaşlanmaz, çocuklar büyüdüklerinde en fazla 30 yaşında olur ve bir
daha da yaşları ilerlemezmiş.
Ceviz
kabuklarından yapılan büyük gizli kapı ayda bir kere açılır ve her
seferinde yeni çocukları İyilikler Ülkesi’ne getirirmiş. Sapsarı
saçları olan güzel bir kadın onları karşılar, onlara hoşgeldiniz
armağanları sunarmış. Çocuklar bazen anne ve babaları ile bazen dost
edindikleri kedileri, köpekleri, kuşları ya da kaplumbağaları ile
gelirlermiş. Çocuklar ilk olarak atların serbestçe koştuğu,
geyiklerin ve karacaların yarış yaptığı büyük yeşil düzlüğü ziyaret
eder ve bu muhteşem gösteriyi izlerlermiş. Genç bir adam gelir
onlara limonata ve şekerleme ikram edermiş.

Her
gün güneş ve ay aynı anda sabah saat 7’de doğarmış İyilikler
Ülkesi’nde ve saat gece 12’de de batarmış. Güneş ve ay battığında
binlerce yıldız geceyi aydınlatır, gökyüzünü mücevher kutusu gibi
ışıl ışıl ederlermiş. Gökkuşağı da hiç eksik olmazmış İyilikler
Ülkesi’nde, her sabah 10’da kentin üzerinde gökkuşağı oluşur ve kent
halkı meydanda toplanıp keyifle gökkuşağına bakarlarmış. Sonra
şarkılar söyleyerek gökkuşağını uğurlarlarmış.
Bir
gün küçük bir kedi ormanda yolunu kaybetmiş ve büyük bir Sedir
ağacına tırmanmaya çalışırken ayağı kaymış ve hızla yere düşmeye
başlamış. Çok korkmuş. Yere çaptığında bir yerlerine bir şeyler
olacak diye kendini öyle bir sıkmış ki, tam yere çarpacakken yerdeki
kurumuş yapraklar havalanmış, havalanmış, küçük kedinin etrafında
dönemeye başlamışlar. Küçük kedi yere çarpmayı beklerken yaprakların
arasından geçmiş ve birden beyaz bulutların üzerinde kendini uçarken
bulmuş. Yunuslar beyaz bulutların arasından tıpkı denizdeymiş gibi
bir çıkıp havada neşeli taklalar atarak tekrar beyaz bulutların
arasına giriyormuş. Kelebekler ise küçük kedinin başının üzerinde
tatlı tatlı uçup daireler çiziyormuş ve birden küçük kedi kendini
bir başka ormanda bir çam ağacının dibinde bulmuş. Şaşkınlıkla ne
olduğunu anlamaya çalışırken çam ağacının arkasından birinin
seslendiğini duymuş.

-
Hişşt, Merhaba! Merhaba, buraya baksana!
Küçük
kedi sesin geldiği yere bir bakmış ki gözlerine inanamış kocaman bir
uğur böceği ona seslenmekte imiş. Hayretler içinde kalarak :
-
Bana mı sesleniyorsun, demiş.
Benekleri ile pırıl pırıl parlayan kocaman uğur böceği ise :
-
Evet, sana sesleniyorum. Benim adım Popilina. Sana rehberlik yapmam
için gönderildim, demiş.
Küçük
kedinin hayreti sona ermemiş ve dönüp,
- Ama
nasıl anlayamadım demiş. Ben biraz önce bir ağaçtan düşüyordum ama
şimdi adını bile bilmediğim bir yerdeyim, demiş.
Uğur
böceği Popilina ise :
-
Merak etme, sana bir şey olmadı. Hem korkacak bir şey de yok, seni
çok güzel bir yere götüreceğim, demiş. Şimdi beni izle.

Küçük
kedi, uğur böceği Popilina’yı izlemeye başlamış. Popilina
yeşiliklerle kaplı bir yığının içine girmiş ve yeşilliklerin ardında
kocaman bir kapı çıkmış. Sonra kapının koluna doğru uçmuş ve sihirli
sözcükler söylemeye başlamış :
-
Güzel ceviz kapı, güzel ceviz kapı, aç kendini bize yavaş yavaş ve
bize izin ver geçelim, demiş.
Kocaman kapının üzerinde bir yüz belirmiş. Tebessüm eden çok sevimli
bir yüz imiş.
-
Merhaba, Popilina, hoşgeldin, demiş kapıda beliren yüz. Bize bu kez
kimi getirdin, diye sormuş.
Popilina, küçük kediyi işaret ederek :
-
Küçük sevimli bir dostumuzu getirdim, minik bir kedi, biraz önce bir
yerlerde bir ağaçtan düşüyordu, demiş.
Kapıda beliren yüz ise gülerek ;
-
Anladım, hoşgeldin küçük kedi, kapıyı açıyorum, demiş.

Kapı
açılırken kanatları olan iki beyaz at kapının üzerinde uçmaya
başlamışlar. Bir yanda uçuyorlar bir yandan şarkı söylüyorlarmış.
Uğur böceği Popilina ;
- Bu
senin hoşgeldin şarkın, gel sakın korkma, demiş.
Popilina ve küçük kedi kapıdan içeri girmişler. Mis gibi kokuların
yayıldığı, kenarlarında rengarenek çiçeklerin bulunduğu bir
patikadan yürümeye başlamışlar. Az gitmişler ve uz gitmişler ve bir
büyük kayanın önüne gelmişler. Kaya o kadar büyük o kadar büyükmüş
ki hiç bir şekilde üzerine çıkılmasına imkan yokmuş. Ama kayanın
üzerinde bir başka kapı bulunuyormuş. Popilina, küçük kediye dönmüş
;
-
Şimdi, sana bir pelerin giydireceğim demiş. Eğer iyiliğe gerçekten
inanırsan ama gerçekten inanırsan bu pelerinle havalanacak ve kapıya
doğru uçacaksın. Kapı senin için sonuna dek açılacak ve çok güzel
bir armağan alacaksın, demiş. Şimdi gözlerini kapa, küçük kedi.
Küçük
kedi, olanlara bir türlü inanamıyormuş, ama gözlerini yine de
kapatmış. Gözlerini açtığında üzerinde parıltılı pullar bulunan
gökkuşağı renklerinde bir pelerin olduğunu farketmiş. Popilina,
-
Şimdi sıra sende. Gözlerini kapat ve iyiliği düşün, demiş.
Küçük
kedi, gözlerini kapatmış ama aklına hiçbir şey gelmiyormuş.
Gözlerini iyice sıkmış. Ama yine bir şey gelmemiş. Sonra üzgün bir
şekilde gözlerini açmış ve uğur böceği Popilina’ya dönerek ;
-
Yapamıyorum, aklıma hiçbir şey gelmiyor, demiş.
Popilina gülerek ;
-
Cesaretini topla, yapabilirsin, aslında çok kolay, sadece iyiliği
düşün demiş.

Küçük
kedi yine gözlerini kapamış. Düşünmeye çalışmış, çalışmış, aklına
yine hiçbir şey gelmiyormuş. Tam gözlerini açacakken ağaçtan neden
düştüğünü hatırlamış. Ağaca tırmanırken yoluna küçük bir tırtıl
çıkmış. Küçük tırtıl sabah kahvaltısını etmek için ağacın
dallarındaki yapraklara doğru yavaş yavaş gidyormuş. Küçük kedi onu
son anda farketmiş. Üzerine tam basacakken trtılın canını yakmamak
için ayağını kaldırıp başka bir dala basmaya çalışmış ama o dala
ayağı yetişememiş ve işte o anda ağaçtan düşmeye başlamış. Küçük
kedi ağaçtan düşmesine sebep olsa da küçük tırtılın üzerine
basmadığına çok memnun olmuş. Bunu hatırladığı an bir de farketmiş
ki ayağı yavaş yavaş yerden kesilmiş ve pelerin onu yukarıya doğru
çıkarmaya başlamış. Uğur böceği Popilina aşağıdan ona seslenmiş.
- Bak
başardın işte, iyiliği düşündün ve iyilik yaptığın için kazandın.
Şimdi İyilikler Ülkesi’ne kabul edildin. Hoşçakal, demiş.
Küçük
kedi mutluluk içinde imiş. Uçmanın keyfine varmış ve kayanın
üzerindeki kapıya doğru yönelmiş. Kapı sonuna dek açılmış ve küçük
kedi kapıdan içeriye uçarak girmiş. Sonra içi çiçekler, rengarenk
toplarla dolu uzun bir yolda uçarak devam etmiş. İçinde çok güzel
renkte midyeler olan denizleri, yemyeşil ağaçlarla kaplı dağları
geçmiş. Yolu ona pelerin gösteriyormuş. Sonra uzakta masmavi bir
denizin ortasında bir ada görmüş. Pelerin rüzgar kesmiş ve küçük
kedi yavaş yavaş aşağıya doğru indiğini fark etmiş. Yere indiğinde
ise bir de bakmış ki İyilikler Ülkesi’nin kent meydanındaki çeşmenin
yanıbaşındaymış. Sapsarı saçları olan güzel bir kadın gelerek ona ;
-
Hoşgeldin minik kedi, İyilikler Ülkesi’ne hoşgeldin. Artık hep bu
güzel ülkede yaşayacaksın, demiş.
Küçük
kedi mutluluk ve şaşkınlık içinde etrafına bakınırken, sapsarı
saçları olan güzel kadın ;
-
Şimdi sana hediyeni verme zamanı, arkanı döndüğünde hediyeni
göreceksin, demiş.
Küçük
kedi arkasını döndüğünde bir de ne görsün. Uzun zamandır görmediği
annesi, babası, kardeşleri ve arkadaşları karşısında durmuyor mu.
Çok sevinmiş, hemen onlara doğru koşmuş. Kediler birbirlerine
sarılmışlar, birbilerinin kulaklarıı ve başlarını sevgilerini belli
etmek için yalamışlar. Küçük kedi iyilikleri düşündüğüne, küçük
tırtılı incitmediğine öyle sevinmiş öyle sevinmiş ki. Herkesin
duyabileceği bir sesle şöyle demiş.
-
Teşekkür ederim sevgili tırtıl. Bana bu armağanı verdiğin için
teşekkür ederim.
Küçük
kedi ve sevdikleri, bütün kötülüklerden uzakta hep İyilikler
Ülkesi’nde yaşamışlar. Hala da orda imişler. Belki bakarsınız bir
gün siz de İyilikler Ülkesi’ne kabul edilirsiniz. Hep iyiliği
düşünün, tıpkı İyilikler Ülkesi’nde yaşayan tüm canlılar gibi.
- B İ T T İ -

|