|
Apartman yöneticimizin ilk ziyareti
evine izinsiz girip kanaryasına saldıran kedimiz için idi. Haklıydı.
Onun da evcil hayvanının başına istemediğimiz bir kaza az kalsın
geliyordu. Özür diledik ve özür dilemekle de yetinmeyip söylemesi
ayıp pahalı bir hediye paketi ile ziyaretine gittik. Bir kaç ay iyi
geçen ilişkilerimizin ardından standard sorular gelmeye başladı.
“Kaç kediniz var?”, “Eviniz kokmuyor mu?”, Kediler apartmanda
görülmüşler!” “Sokak kedilerine neden kuru mama veriyorsunuz?”,
“Kedilere bu kadar harcama yapmak yazık değil mi?”
Son görüşmemiz pek keyifli olmadı.
Ama bize epey bir soluk aldırdı. İstemeden de olsa kırıcı olmuştuk.
Ama olmamak için aylar boyu kırılmaya da rıza göstermiş idik. Tam
bugünlerde bir okurumuzdan bir ileti aldık. Acil bir yardım talep
ediyordu. Site toplantısı yapılacaktı ve
site yöneticisi site içerisindeki kedilere deyim yerindeyse
‘takmıştı’.
Site olsun apartman olsun, kimi
yöneticiler Hitlervari bir şekilde “benim saf dünyam” anlayışı ile
ayrı bir dünya yaratmaya çalışırlar. Temizlik iyi güzel şey de,
ölçüsü kaçtığında biliyorsunuz psikolojide sayılan marazların
başında geliyor. Apartman yaşamı doğal olarak kurallar silsilesini
beraberinde getiriyor. Apartman sakinlerinin birbirlerine “ortak
yaşamın bir gereği olarak” anlayış, saygı göstermeleri de kuşkusuz
zorunlu. Ama galiba biz özel yaşam alanına müdehale etmeyi ülkecek
biraz fazla seviyoruz. Müdehale etme
sebebimiz ise “yardımcı olmaktan” çok “merakımızı gidermek”.
(Başka hangi ülkede bu kadar paparazzi haberciliği TV’lerde prime
time’a taşınabilir ki?)
Evlerinde evcil hayvan bakımı
üstlenmiş apartman sakinlerinin hep eli yüreğindedir. Eh hukukumuz
da bu korkuyu destekleyecek kararlara imza atmış durumdadır. Evde
evcil hayvan beslenmemesine ilişkin bir dizi mahkeme kararı
çıkarılmadı değil. Ama neyse ki Avrupa
Birliği ile uyum derken hayvanlarla ilgili tam istediğimiz gibi
olmasa da bir yasa hukukumuza girdi. Elimiz bir nebze
olsun daha güçlü.
Evcil hayvan sahibi olmak da artık
kişi hak ve özgürlüklerinin bir parçası. Hayvanları dışlamak ve
“üstün canlı insan”ın sadece yaşamasına izin olan mekanları
oluşturmak da artık ciddi sorgulanması gereken bir kavram. Bu kavram
sorgulanmaya gerçekten değer, aksi takdirde çok gelişmiş olduğunu
iddia eden Singapur’daki gibi güvercinlerin
beslenmesinin yüksek para cezası ile cezalandırıldığı uçuk örneklere
bizleri rahatlıkla götürebilir.
Tabidir ki, evcil havan beslemenin
bedeli, bir diğer komşuya rahatsızlık vermek olmamalıdır. Ama
sorunun kökeninde daha çok şu “hayvansevmez” önyargılar yatıyor
gibi. “Hayvan”ın hiç yerine konulduğu, hele ki “hayvan sevmenin ve
bakmanın” her daim “çocuklara bakmakla” kıyaslandığı anlamsız
kısırdöngü, ne yazık ki bazılarını fazlasıyla etkisi altına alıyor.
Katlanılamayan kedi, köpek değil; katlanılamayan, bir hayvanı nasıl
sevebildiğimiz gerçeği.
|