|
elveda demiyoruz
Temmuz'un sıcak günlerindendi. Kedilerimizle mutlu ve keyifli bir yaşam
sürüyorduk. Yaşadığımız apartman onları sokağa çıkarmaya uygundu. Hemen
karşımızda büyük bir kapalı park alanı vardı. Kedilerimiz hem yazın tadını
çıkarıyorlar hem de eğleniyorlardı. Bir akşam aniden bir kaç kedimizde nezle
belirtileri gördük. Önce önemsemedik. Nezle bir gün sonra bir kaç kedimizde
de baş gösterdi. Yaz ortasında kedilerin sıcağa rağmen zatüre bile
olabileceklerini biliyorduk. Hemen antibiyotik uygulamasına geçtik. Üç dört
gün geçmemişti ki evimizdeki bütün kedilerde yüksek ateş ve grip belirtileri
görmeye başladık. Antibiyotik tedavisine başlayalı bir haftayı geçmişti ve
durumlarında hiçbir düzelme yoktu. Özellikle ilaçları almayı reddeden ve
bizi çok uğraştıran Çito'nun durumu gittikçe kötüleşiyordu.

Nezle aslında penceremizin önünde baktığımız sokak kedilerimizde de zaman
zaman gördüğümüz bir durumdu. Ama hiçbiri bu kadar kötüleşmemiş ya da
böylesi bir salgınla o güne dek hiç karşılaşmamıştık. Çito'nun durumunda
düzelme olmayınca veteriner hekime gitmeye karar verdik. Karnı gözle görülür
bir şekilde şişiyor ve zayıflıyordu. Yemek yemeyi tamamen durdurmuştu. Ateş
ise düşmüyor, güçlükle soluk alıyordu. Veteriner hekimimizi yıllardır
tanıyorduk. Bir çok kedimizin sağlığına kavuşmasında emeği vardı ve ona hep
minettar kalmıştık. Çito'nun durumunu inceledi, yaptıklarımızı dinledi ve
doğru bir yaklaşım içinde hareket ettiğimizi teyit etti. Hatta verdiğimiz
ilaçlara devam edebileceğimizi de söyledi. Çito'nun ise aşırı susuz kalması
sebebi ile şekerli serum bağlanmasına karar verdi ve güçlendirici iğneler
yaptı. (Oysa daha sora Çito'nun şeker hastası olduğu ortaya çıkacaktı. Şeker
testi yapılmadan başlanan şekerli serum Çito'nun bozuk olan sağlığını daha
da bozacaktı.) Bunu izleyen üç gün düzenli olarak Çito'yu kliniğe götürdük.
Üç gün boyunca Çito şekerli serum aldı. Hiçbir iyileşme yoktu, tam tersine
durumu daha da kötüleşiyordu. Veteriner hekim FIP testi yapılmasını önerdi.
O ana kadar bu hastalığın ismini neredeyse hiç duymamıştık. Test yapıldı ve
sonucun pozitif çıktığını yani Çito'ya FIP teşhisi konulduğunu öğrendik.
Hastalığın anlamını öğrenince şoka girdik. Veteriner hekimimiz diğer
kedileri de test için kliniğe getirmemizi istedi. Bize bu hastalığın
bulaşıcı olduğunu söyledi. (Kedilerimiz kliniğe geldiğinde veteriner
hekimimiz haklı olarak diğer hasta yakınlarının bizim yanımıza girmelerine
izin vermedi. Ama onun klinikte baktığı sokak kedileri her yerde idi ve
bizim 7 kedimiz de bu olaydan bir kaç ay önce yine onun kliniğinde
kısırlaştırılmıştı, bir süre de klinğin pansiyonunda kalmışlardı. Ona
baktığı sokak kedilerine aynı testi uygulayıp uygulamadığını sorduğumuzda
"Hayır!" dedi.) Kliniğe getirilen 16 kedimizden 4'ü hariç hepsi teste
pozitif cevap verdi. (4 kedimizde ise testler sonucu FIP olmadığı söylendi,
bu 4 kedi dışarı en çok çıkan ve hep sokak kedileri ile yakın olan
kedilerdi. Bu durum ilginçti.) Adeta bir kaos yaşıyorduk.
Testin doğruluğunu sorduğumuzda bize "bu testler % 100 doğrudur yanılmaz"
cevabı verildi ve ardından FIP pozitif çıkanların ne yazık ki kısa bir süre
içinde (iki ay gibi belki de) ölecekleri söylendi. Bu hastalığın çaresi
yoktu. Tıp burada bitiyordu. (FIP'le ilgili çok farklı testlerin
uygulanabildiği bu aşamada bize söylenmemişti. Bu testlerde yanılma payı
olabileceği de söylenmedi. Hatta başka testlerin de olabileceği, yapılan
testin aslında bir handy-kit denen bir mekanizma ile yapıldığı, ve
Veterinerlik Fakültesi'nde daha ciddi testlerin yapıldığı da söylenmedi.
Söylenmeyen bir başka şey de testin ürettiği sonuçtu. Çünkü test sonucunda
hastalığın düzeyinin belirlenmesinde önemli sayılan "titer seviyesinin"
rakamla ifade edilmesi gerekiyordu. Bize söylenen ise "sizin kedilerinizde
çubuğun şurasına kadar ilerme olmuş" şeklinde üstünkörü bir açıklamaydı.
Oysa sonradan araştırıp öğrenecektik ki bu handy-kit bile titer seviyesi
konusunda bir bilgi verebiliyordu. Ama test sırasında bu kayda geçmemişti.
Ayrıca Çito'nun röntgeni de ya da ultrasonu da çekilmemişti, daha sonra
yurtdışında temasa geçtiğimiz veteriner hekimler röntgen çekilerek ya da
ultrason ile karında biriken su kütlesinin tespit edilmesi gerektiğini bize
söylediler. Yapılmayan bir başka şey de karında biriken suyun incelenmesi
idi. Oysa ki literatürde FIP hastalığı teşhisinin konulmasında karın içi
biriken sıvının analizi önemli sayılıyordu. Artık kedilerimizin FIP olduğuna
tamamen inandırılmıştık.)
Hayatımızın en zor ve en sıkıntılı günüydü o günler. Ağlamaktan
kedilerimizin sorulduğunda ismini bile söyleyemez olmuştuk. Klinikte test
sonuçları bize şu şekilde açıklanıyordu "Beynimizden vurulduk, aman Allahım,
bu da FIP çıktı". Kliniktekilerin hasta yakınlarının psikolojisini o anda
düşünememelerine hiç kızmıyoruz. Klinikteki herkes en az bizim kadar
üzgündü. Acımızı paylaşıyorlardı. Bunu biliyorduk ve gerçekten de son derece
sevgi dolu yaklaştılar. Sadece kliniğe ara ara gelen bir profesör yıllardır
geldiğimiz ve bir şekilde de desteklediğimiz bu klinikte bu olayı önünde
dakikalarca konuşmamıza rağmen konuya tamamen ilgisiz kalmayı tercih etti.
Hayvan dostu ve veteriner hekim arasındaki diyalog bu olmamalıydı.
Kedilerimizin FIP olduğuna inandırıldığımız geceyi nasıl geçirdiğimizi
bilemiyoruz. Hatta o anda tüm kedilerimizi acı çekmemeleri için uyutmayı
bile düşündük. Bunun doğru bir yaklaşım olmadığını daha sonra anlayacaktık.
Hakkını yememeliyiz bu düşünceyi aklımıza getirdiğimizde bizi sakinleştiren
veteriner hekimimiz idi.
Burada yazılanlar veteriner hekimliği suçlamak adına yazılmıyor, bunu okuyan
herkes içtenlikle inanabilir. Ama ne yazık ki hastalık sırasında bir çok
sıkıntı da oldu. Bunlar kötü niyetten kesinlikle kaynaklanmadı. Ama
ülkemizde sadece kedi dostu değil veteriner hekimler de FIP konusunda daha
fazla bilgi ve deneyim kazanmak durumundalar. Bu konudaki kapsamlı bilgi
sahibi olamamanın temel sebebi FIP'in çok sık görülen bir hastalık olmaması
ve aynı zamanda FIP'le ilgili hızla gelişen literatür kaynaklarının aslında
hep İngilizce dilinde yazılmış olması. Yabancı dil bilme eksikliği ne yazık
ki bu konuda da bilgi ağının genişlemesine bir engel. Bu ülkemizin genel
sorunu. Ama bunları konuşmalıyız. Bunları suçlama olarak değil geliştirmemiz
gereken yönler olarak konuşmalıyız. Bir olayı inceleyerek dersler almalı ve
benzer olaylarda bu derslerden sonuçlar çıkarabilmiş olmalıyız.
Kedilerimizin amansız bir hastalığın elinde olduğunu öğrenince çaresizlik
içinde ne yapabileceğimizi düşünmeye başladık. Veteriner hekimimiz bize
aslında kanser ve kedi aids'i vakalarında kullanılan bir interferon sıvısı
verdi. Bunun bir ölçüde de olsa Çito'nun bağışıklığını arttırabileceğini
umuyordu.
Böylesi bir durumda siz ne yapardınız? Tıbbın çare üretemediği ve elinizde
gecelerinizi gündüzlerinizi aynı yastıkta geçirdiğiniz kedileriniz
hırıltılar içinde inlerken ne yapardınız? Ve size onların bir kaç ay içinde
ölecekleri söylenirse.. Alternatif tıbba yöneldik. Zira bu hikayenin "ölümle
biteceğine" öylesine inanmıştık ki. Doğacı veteriner hekimlere danıştık.
Onlar bize antibiyotik uygulamasını kesmememizi önerdiler. Biz de öyle
yaptık. Sadece Çito'ya değil tüm kedilerimize yoğun bir şekilde bitkisel
preparatlar vermeye başladık. İçeriklerinde şunlar vardı : Keten tohum yağı,
balık yağı, zeytin yağı, echinecea, chlorella (deniz yosunu), bira mayası,
arı poleni, gin-seng. Ayrıca yoğun bir C vitamini uygulamasına da başladık.
İlaçları iğneleri çıkarılmış şırıngalar ile hazırlayıp ağızdan vermeye
başladık. (Veteriner hekimimiz bu doğacı tedavi yöntemleri konusunda bizimle
irtibat halindeydi. Neler yaptığımızı anlatıyorduk. Yerleşik veteriner
hekimlik, doğacı veteriner hekimliği kabul etmediğinden bu uygulamaları
doğal olarak öneremiyor ama çaresiz bir noktada olmamız sebebi ile de karşı
çıkmıyordu. Bu konuda gerçekten ciddi bir anlayış içindeydi. Hatta benzer
bir durumu yaşayan bir hastasına bile bizim bitkisel uygulamalarımızı
tavsiye etmeye cesaret etmişti. Ama o hayvansever de sonuç başarayı
ulaşmamıştı.) Evin bütün odaları, bütün tavanları kedilerin saçtığı
sıvılarla savaş yerine dönmüştü. Ama hiç önemli değildi. Tüm üzüntümüze
karşın bu dönemi onlar için son derece sakin ve sevgi dolu geçirmeye
çalıştık. 24 saat boyunca dinlendirici ve sakinleştirici New Age müzikler
çaldık ve kedilerimize sınırlı park gezisini sınırsıza çevirdik. Eğer
öleceklerse onların özgürlüğüne daha fazla sınır koymak istemiyorduk. Oysa
bu durumdaki bir çok kedi ya bir odaya kapatılıp dış dünya ile iletişimi
kesiliyor ya da bir kliniğe terk ediliyordu. Biz bunu yapmayı reddettik.
Beslenme düzeneğimizi de değiştirdik. Hem bir yandan su kayıplarını önlemek
için yaş mama hem de bir yandan çiğ et vermeye başladık. Aynı zamanda her
sabah bir tatlı kaşığı elma sirkesi ile karıştırılmış su içirdik. Elma
sirkesinin dehidrasyonu önlediği yurtdışındaki doğacı veteriner hekimlerce
önerilmişti.
Yurt dışında neredeyse aramadığımız, konuşmadığımız ünlü hastane kalmadı.
Hepsine teşekkür borçluyuz. Bizi tanımadan acımızı paylaştılar ve telefonda
uzun uzun bize yapabileceklerimizi anlattılar. Doğacı veteriner hekimlerden
hep aynı tedavi edici bir preperatın ismini duyuyorduk. "Nosode
vermelisiniz" diyorlardı. Bu nosode ne idi? Türkiye'de bir bilene
rastlayamadık. Veteriner hekimlik fakültelerini aradık. Yurtdışında bir
sitede bir bilimsel makalede bir Türk hekimin adına rastladık. Sonunda ona
ulaşmaya başardık. Homeopathy alanında çalışmıştı. "Nosode"u sorduk, ama
bilmiyordu. Bu alanda bir profesör daha bulduk ama o da sadece adını duymuş,
ama nasıl yapıldığını bilmiyordu. Nosode'un aslında hayvanın hasta
dokusundan alınarak yapılan bir tür doğal antibiyotik olduğunu öğrendik.
Bu
aşamada aslında veteriner hekimlerle o kadar içiçe olma ihtiyacı içindeydik
ki, kedilerimizi kaybedecek bile olsak en azından birlikte hareket edebilsek
belki diğer FIP hastaları için bir şeyler bulabileceğimizi ümit ediyorduk.
Lorenzo'nun Yağı filmini seyredenler bilir, bunların olabildiğini, hasta
yakınları ve tıp elele verdiğinde aslında mucizelere imza atılabildiğini...
Ama hemen hemen hiç destek alamadık. Hep aynı cümleyi duyduk "çaresi yok".
Nosode yapımı konusunda destek istedik, en azından yurtdışı ile konuşulup
onların yönlendirmesi ile üretsek diye, ama olumlu yanıt alamadık. Oysa ki
yurtdışında aradığımız kasaba veterinerleri bile bunu biliyor ve nasıl
yapılacağını telefonda anlatmaya gayret ediyorlardı. Sonunda bir sitede
nosode satıldığını öğrendik. Avustralya'dan acilen bu ilacı sipariş ettik.
Ne yazık ki ilaç Çito'muza yetişemedi. (Çito'yu kaybettiğimiz gün ise
internetten Nososde'un nasıl yapıldığını anlatan bir siteyi bulmamız ise acı
bir tesadüf oldu. Bu da ona iyi gelir miydi bilemiyoruz, ama bir şans diye
didinmiştik işte.)
Çito beslenmeyi reddettiği için ona her iki üç satte bir mikser ve
parçalyıcı ile öğütüp krema yaptığımız yüksek besin değerleri olan
yiyecekleri iğnesi çıkarılmış şırınga ile veriyorduk. Ne yazık ki güzel
Çito'muzun dudakları bile artık şırınganın zorlamasından dolayı (ne kadar
yumuşak davransak da) şişmiş ve yer yer kanıyordu. Burun akıntısı ise
dudaklarını ve burun bölgesinde önce kurumalara sonra çatlamalara ve
kanamalara sebep oluyordu. Bu durumda temiz hafif sıcak ıslak bir pamukla
burnu ve ağzı temizliyor ve kurumaya karşı Bepanthene kremi sürüyorduk. Her
gün bir iki saat onu balkona çıkarıp temiz hava da aldırıyorduk, tabii
başında bekleyerek. Çok az yürüyordu. Hep yatıyor sadece bir günde bir kere
tuvaleti için kalkıyordu. Tuvalete giderken sendeleyerek yürüyebiliyordu.
yardım etmek istediğimizde kendi başına yapmak istiyordu. (İster inanın
ister inanmayın ama yürümeye son teşebbüs ettiğinde amacı kızı Paşa’yı
görmek içindi.) Bir ara Çito'nun durumu düzelir gibi oldu. Yemekleri yardıla
ama iştahla yedi. Çito haricinde kedilerimizin durumlarında bir düzelme az
da olsa görüyorduk. Ama emin olamıyorduk. Gelişme çok ağırdı. Ne yazık ki
Çito'yu kurtaramadık. 15 Temmuz 2005 günü sabahında onu kaybettik. (Ne yazık
ki Çito’nun karnında biriken sıvının da alınması bize önerilmedi. Onu
kaybettikten sonra öğrendik ki, en azından akciğer üzerinde ciddi baskı
yapan ve soluk almayı güçleştiren bu sıvının zaman zaman alınması kedinin
rahatlamasına katkı sağlıyor.)
Öldüğü gün aslında o kadar üzgündük ki elimiz otopsi yaptırmaya gidemedi. Bu
hataydı, diğer kedilerimizin de durumlarını netleştirmek adına bunu
yapmalıydık. Üzüntü ve depresyon bizi tamamıyla felç etmişti. Çito'nun ölümü
ile bu savaşı kaybedeceğimize inanmaya başladık. Neredeyse iki hafta olmuştu
ve günde iki saat uyku ile ayakta duruyorduk. 20 kedimiz vardı ve ne yazık
ki birini kaybetmiş idik.
Burada ilginç olan bir husus daha var. Ev kedilerimiz FIP hastalığından önce
de hep sokağa çıktılar. Sokakta baktığımız kedilerimizle de yakın temas
içindeydirler. Hatta sokak kedilerimiz evimize girer bazen birlikte zaman da
geçirirlerdi. Ama hastalık –FIP ya da değil- evde başladığı sırada ve
sonrasında sokak kedilerinde hiç böyle bir rahatsızlık gözlemlemedik. Sokak
kedilerinin bağışıklığı farklı olabilir. Ama sokak kedilerimizin ev
kedilerimizden tek farkı sokak kedileri balkonda yatarken ev kedileri evde
yatıyorlar. Her ikisi de aynı mamayı yiyordu. Eğer kedilerimizde FIP varsa
bu sokak kedilerinde de bir şekilde görülmeliydi. Tabii bu sadece bir
gözlem..
Çito’yu kaybetmiştik. Sırada hangi kedimiz vardı? Bu soru beynimizi kemirip
duruyordu. Çito'nun öldüğü gün iki haftadır aksatmaksızın süren yoğun bakıma
bir kaç saatliğine ara verdik. Herkes kendini sakinleştirecek bir şeyler
yapmaya çalışıyordu. Bilgisayar ve internetle bu kadar haşır neşir olan
bizler, yoğun bakım süresince sadece doğacı veteriner hekimlerle yazışmış ve
internetten bitkisel preparatlar hakkında bilgi edinmiş idik. Ama bunun
dışında internete girmemiştik, yoğun tedavi programı sebebi ile
girememiştik. Çito'nun kaybından ve onu bahçemize defnettikten sonra bir
yandan ağlayarak bir yandan da hala bir umut olabilir diye internete girdik
ve orada Yahoogroups içinde FIP ile ilgili bir grup
(http://groups.yahoo.com/group/FIP/ ) bulduk. Bu grubu daha önceden
keşfedemediğimize hayıflandık. Hemen üye olduk. İnanılmaz bir gruptu, bu
gruptaki herkese şükran borçluyuz. Allah hepsinden razı olsun. Yardım
çığlığımıza anında onlarca ileti gelmeye başladı. Dünyanın her yerinden
iletiler alıyorduk. Her ne kadar ticaret amaçlı kedi üretimini hoş görmesek
de bu grubun bir üyesi olan bir kedi çiftliği sahibi bize Lysine
uygulamamızı önerdi. (Allah ondan razı olsun.) Lysine'nin ne olduğunu
bilmiyorduk. Hemen öğrendik bir amino asitti ve doğal ilaçların satıldığı
GNC, Solgar gibi mağazalarda bulunabiliyordu. (Pahalı da değil.) Lysine et
tadındaydı ve Herpes Virüs'ün neredeyse tek ilacıydı. Bazen Herpes Virüs'ün
de bu tür rahatsızlıklara sebep olduğu ve FIP'e benzer belirtiler ortaya
çıkardığı söylendi bize. Lysine'i kedilerimizin sularına karıştırdık, iki
kaşık arasında ezerek mayonezle karıştırıp ağız yolu ile de verdik.
Çito'yu kaybetmemizin üzerinden bir hafta geçmeye başlamıştı ki,
kedilerimizde iyileşme belirtileri görmeye başladık. Kedilerimiz bir iki
hafta içinde nezleyi, ateşi yendiler ve eski hallerine geri döndüler. O
günlerden bugüne neredeyse bir yıl geçti. Takviye edici uygulamaları
kesmedik. Ama eskisi kadar yoğun uygulamıyoruz. Ev ortamında kedilerimiz
için stres olabilecek şeyler için olabildiğinde önlem aldık, stres
kaynaklarını azalttık. (Özellikle elektrik süpürgesinin gürültüsü, ciddi bir
korku ve stres kaynağı idi.) Park gezilerini daha sık izin veriyoruz artık.
Beslenme düzenekleri ise tamamen kuru mamaya döndü. Yarı mama yarı ev
yemeğine onları bir türlü razı edemedik. Allah'a çok şükür ve nazar deymesin
ki (bizim için tahtaya vurun ne'olur) kedilerimiz Çito hariç bizlerle
birlikte (aslında Çito'da bizimle, bunu hissediyoruz) ve ciddi sağlık
sorunları görmüyoruz. Ama onların FIP olup olmadıklarını hala kesin olarak
bilmiyoruz. Belki FIP'ler belki FIP değiller. Bu korku tepemizde asılı bir
Demokles Kılıcı gibi dursa da, bir yandan da yaşadığımız kaybetme korkusu
onların bizler için olan değerini daha da arttırdı. Bu kötü günlerden bile
bir ders aldık. Dindar olmasak da inançlı kişileriz ve Allah'a bize verdiği
bu şans için teşekkür ediyoruz. Yarının ne getireceğini bilmesek de kararan
dünyamızda güneş yeniden doğdu, batar mı batmaz mı bilmiyoruz. Anı yaşıyoruz
ve onlarla geçirdiğimiz her dakikayı çok önemsiyoruz.
Bu
hastalık sırasında veteriner hekimlerden dilediğimiz desteği göremesek de
bunu bir suçlama olarak kaleme almıyoruz. Bu sorunu çözümü yine aynı
üçgende; hayvan, hayvan dostu ve veteriner hekim. Bu yazıyı yazarken üçlüyü
zedelemeyi asla amaçlamadık. Ama bu sorunu yazmalıyız, bu bizim sorunumuz ve
birlikte çözmeliyiz.
Bu
yazıyı FIP teşhisi konan bir kedinin dostu olarak okuyanlara ise acil
şifalar diliyoruz. Ama ne olur umudunuzu kaybetmeyin. Mutlu son olur mu
olmaz mı bilemeyiz ama dünya üzerinde bir çok insan hayvanlarla kurulan bu
değerli dostluktan bi haber. Onu kaybetseniz bile bir çok insanla
kıyaslandığında aslında hayattan neler kazandığınızı da hatırlamaya çalışın.
Bir gün hepimiz bir yerlerde buluşacağız. Diğer kaybettiğimiz kedilerimiz
Cathy, Sarı Kız, Fındık, Tarkan gibi Çito da bizi bir yerlerde bekliyor
biliyoruz. Ama yine de yaşamın enerjisine gereken değeri vermeliyiz. Yaşamın
sürprüzü bu değerde yatıyor. Sizleri seviyoruz. Sevdiğiniz insanlarla,
kedilerinizle sağlıcakla ve sevgiyle kalın.
Çito'yu ve diğer kedilerimizi tedavi etmeye çalışırken ara ara mutfakta on
dakikalığına mola verirdik. Bir sandalyenin üzerinde yorgunluktan yığılır
kalırdık. Mutfakta kısık sesle çalan radyodan ise üzüntüden bitkin
molalarımızda hep aynı şarkıya rast gelirdik. Çito'yu kaybettikten sonra
şarkıyı daha bir fark ettik ve sözlerini bulup okuduğumuzda bunun aslında
Çito'nun bize mesajı olduğunu düşündük. Bee Gees'in unutulmaz "Ölümsüzlük"
isimli şarkısı idi bu.. Bir tesadüf müydü? Çito bize bir mesaj iletmişti, bu
mesajı ona kavuşana dek yüreğimizde yaşatacağız "Biz elveda demiyoruz."

Ö L Ü M S Ü Z L
Ü K
(Bee Gees'ten)
Evet bu benim
Ve bütün
bildiğim bu
Ve yaşamayı
seçmeliyim
Verebileceğim
herşey için
Ateş, kıvılcımı
çoğaltır
Mümkünse bir
hayal kuracağım
Beni ben yapan
inancımın simgesi
Ve sen sadece
benimsin
Ve uzanan giden
yolu izlemeliyim
Yüreğim aklımı
kontrol etmeyecek
Ve sen sadece
benimsin
Ve elveda
demiyoruz
Biz elveda
demiyoruz
Ve ne olmam
gerektiğini biliyorum
Ölümsüzlük
Yolculuğumu
sonsuzluğa yaparım
Hatıralarını ve
beni aklımda tutarım
İçimde
Kaderini
tamamla
O orada bir
çocuğun içinde
Rüzgarım asla
sona ermeyecek
İnancım rüzgara
karışır
Kalplerin Kralı
Joker’in
yabaniliği
Biz elveda
demiyoruz
Biz elveda
demiyoruz
Onlara kendimi
hatırlatacağım
İstediğim
hayali buldum
Her bir
dirhemimde görmeliyim
Sen sadece
benimsin
üzgünüm aşk
için rolüm olmadığı için
Kalbimden
vazgeç yolumu bulacağım
Yapacaklarımı
ver bana
Ölümsüzlük
İçimde bir
görüntü ve ateş var
Hatıralarını ve
beni aklımda tutarım
İçimden
Ve biz elveda
demiyoruz
Biz elveda
demiyoruz
Tüm aşkım senin
içindir
Ve her ne
yapabilirsek
Biz elveda
demiyoruz

|