fip hakkında kapsamlı bilgi sitesi

For English

 
 

 
 

FIP Nedir?

Sebepler

Belirtiler

Teşhis

Tedavi

FIP Testleri

ANA SAYFA

 
 

Okuma Odası

E-Gruplar

Çito

Destek Olun!

Kedilerimiz

Son Gelişmeler

Bize Yazın

 
 
  LÜTFEN ANA SAYFAMIZDAKİ UYARIMIZI OKUYUNUZ!   PLEASE READ OUR NOTICE IN THE MAIN PAGE.  
 

 
 

elveda demiyoruz

Temmuz'un sıcak günlerindendi. Kedilerimizle mutlu ve keyifli bir yaşam sürüyorduk. Yaşadığımız apartman onları sokağa çıkarmaya uygundu. Hemen karşımızda büyük bir kapalı park alanı vardı. Kedilerimiz hem yazın tadını çıkarıyorlar hem de eğleniyorlardı. Bir akşam aniden bir kaç kedimizde nezle belirtileri gördük. Önce önemsemedik. Nezle bir gün sonra bir kaç kedimizde de baş gösterdi. Yaz ortasında kedilerin sıcağa rağmen zatüre bile olabileceklerini biliyorduk. Hemen antibiyotik uygulamasına geçtik. Üç dört gün geçmemişti ki evimizdeki bütün kedilerde yüksek ateş ve grip belirtileri görmeye başladık. Antibiyotik tedavisine başlayalı bir haftayı geçmişti ve durumlarında hiçbir düzelme yoktu. Özellikle ilaçları almayı reddeden ve bizi çok uğraştıran Çito'nun durumu gittikçe kötüleşiyordu.

Nezle aslında penceremizin önünde baktığımız sokak kedilerimizde de zaman zaman gördüğümüz bir durumdu. Ama hiçbiri bu kadar kötüleşmemiş ya da böylesi bir salgınla o güne dek hiç karşılaşmamıştık. Çito'nun durumunda düzelme olmayınca veteriner hekime gitmeye karar verdik. Karnı gözle görülür bir şekilde şişiyor ve zayıflıyordu. Yemek yemeyi tamamen durdurmuştu. Ateş ise düşmüyor, güçlükle soluk alıyordu. Veteriner hekimimizi yıllardır tanıyorduk. Bir çok kedimizin sağlığına kavuşmasında emeği vardı ve ona hep minettar kalmıştık. Çito'nun durumunu inceledi, yaptıklarımızı dinledi ve doğru bir yaklaşım içinde hareket ettiğimizi teyit etti. Hatta verdiğimiz ilaçlara devam edebileceğimizi de söyledi. Çito'nun ise aşırı susuz kalması sebebi ile şekerli serum bağlanmasına karar verdi ve güçlendirici iğneler yaptı. (Oysa daha sora Çito'nun şeker hastası olduğu ortaya çıkacaktı. Şeker testi yapılmadan başlanan şekerli serum Çito'nun bozuk olan sağlığını daha da bozacaktı.) Bunu izleyen üç gün düzenli olarak Çito'yu kliniğe götürdük. Üç gün boyunca Çito şekerli serum aldı. Hiçbir iyileşme yoktu, tam tersine durumu daha da kötüleşiyordu. Veteriner hekim FIP testi yapılmasını önerdi. O ana kadar bu hastalığın ismini neredeyse hiç duymamıştık. Test yapıldı ve sonucun pozitif çıktığını yani Çito'ya FIP teşhisi konulduğunu öğrendik. Hastalığın anlamını öğrenince şoka girdik. Veteriner hekimimiz diğer kedileri de test için kliniğe getirmemizi istedi. Bize bu hastalığın bulaşıcı olduğunu söyledi. (Kedilerimiz kliniğe geldiğinde veteriner hekimimiz haklı olarak diğer hasta yakınlarının bizim yanımıza girmelerine izin vermedi. Ama onun klinikte baktığı sokak kedileri her yerde idi ve bizim 7 kedimiz de bu olaydan bir kaç ay önce yine onun kliniğinde kısırlaştırılmıştı, bir süre de klinğin pansiyonunda kalmışlardı. Ona baktığı sokak kedilerine aynı testi uygulayıp uygulamadığını sorduğumuzda "Hayır!" dedi.) Kliniğe getirilen 16 kedimizden 4'ü hariç hepsi teste pozitif cevap verdi. (4 kedimizde ise testler sonucu FIP olmadığı söylendi, bu 4 kedi dışarı en çok çıkan ve hep sokak kedileri ile yakın olan kedilerdi. Bu durum ilginçti.) Adeta bir kaos yaşıyorduk.

Testin doğruluğunu sorduğumuzda bize "bu testler % 100 doğrudur yanılmaz" cevabı verildi ve ardından FIP pozitif çıkanların ne yazık ki kısa bir süre içinde (iki ay gibi belki de) ölecekleri söylendi. Bu hastalığın çaresi yoktu. Tıp burada bitiyordu. (FIP'le ilgili çok farklı testlerin uygulanabildiği bu aşamada bize söylenmemişti. Bu testlerde yanılma payı olabileceği de söylenmedi. Hatta başka testlerin de olabileceği, yapılan testin aslında bir handy-kit denen bir mekanizma ile yapıldığı, ve Veterinerlik Fakültesi'nde daha ciddi testlerin yapıldığı da söylenmedi. Söylenmeyen bir başka şey de testin ürettiği sonuçtu. Çünkü test sonucunda hastalığın düzeyinin belirlenmesinde önemli sayılan "titer seviyesinin" rakamla ifade edilmesi gerekiyordu. Bize söylenen ise "sizin kedilerinizde çubuğun şurasına kadar ilerme olmuş" şeklinde üstünkörü bir açıklamaydı. Oysa sonradan araştırıp öğrenecektik ki bu handy-kit bile titer seviyesi konusunda bir bilgi verebiliyordu. Ama test sırasında bu kayda geçmemişti. Ayrıca Çito'nun röntgeni de ya da ultrasonu da çekilmemişti, daha sonra yurtdışında temasa geçtiğimiz veteriner hekimler röntgen çekilerek ya da ultrason ile karında biriken su kütlesinin tespit edilmesi gerektiğini bize söylediler. Yapılmayan bir başka şey de karında biriken suyun incelenmesi idi. Oysa ki literatürde FIP hastalığı teşhisinin konulmasında karın içi biriken sıvının analizi önemli sayılıyordu. Artık kedilerimizin FIP olduğuna tamamen inandırılmıştık.)

Hayatımızın en zor ve en sıkıntılı günüydü o günler. Ağlamaktan kedilerimizin sorulduğunda ismini bile söyleyemez olmuştuk. Klinikte test sonuçları bize şu şekilde açıklanıyordu "Beynimizden vurulduk, aman Allahım, bu da FIP çıktı". Kliniktekilerin hasta yakınlarının psikolojisini o anda düşünememelerine hiç kızmıyoruz. Klinikteki herkes en az bizim kadar üzgündü. Acımızı paylaşıyorlardı. Bunu biliyorduk ve gerçekten de son derece sevgi dolu yaklaştılar. Sadece kliniğe ara ara gelen bir profesör yıllardır geldiğimiz ve bir şekilde de desteklediğimiz bu klinikte bu olayı önünde dakikalarca konuşmamıza rağmen konuya tamamen ilgisiz kalmayı tercih etti. Hayvan dostu ve veteriner hekim arasındaki diyalog bu olmamalıydı.

Kedilerimizin FIP olduğuna inandırıldığımız geceyi nasıl geçirdiğimizi bilemiyoruz. Hatta o anda tüm kedilerimizi acı çekmemeleri için uyutmayı bile düşündük. Bunun doğru bir yaklaşım olmadığını daha sonra anlayacaktık. Hakkını yememeliyiz bu düşünceyi aklımıza getirdiğimizde bizi sakinleştiren veteriner hekimimiz idi.

Burada yazılanlar veteriner hekimliği suçlamak adına yazılmıyor, bunu okuyan herkes içtenlikle inanabilir. Ama ne yazık ki hastalık sırasında bir çok sıkıntı da oldu. Bunlar kötü niyetten kesinlikle kaynaklanmadı. Ama ülkemizde sadece kedi dostu değil veteriner hekimler de FIP konusunda daha fazla bilgi ve deneyim kazanmak durumundalar. Bu konudaki kapsamlı bilgi sahibi olamamanın temel sebebi FIP'in çok sık görülen bir hastalık olmaması ve aynı zamanda FIP'le ilgili hızla gelişen literatür kaynaklarının aslında hep İngilizce dilinde yazılmış olması. Yabancı dil bilme eksikliği ne yazık ki bu konuda da bilgi ağının genişlemesine bir engel. Bu ülkemizin genel sorunu. Ama bunları konuşmalıyız. Bunları suçlama olarak değil geliştirmemiz gereken yönler olarak konuşmalıyız. Bir olayı inceleyerek dersler almalı ve benzer olaylarda bu derslerden sonuçlar çıkarabilmiş olmalıyız.

Kedilerimizin amansız bir hastalığın elinde olduğunu öğrenince çaresizlik içinde ne yapabileceğimizi düşünmeye başladık. Veteriner hekimimiz bize aslında kanser ve kedi aids'i vakalarında kullanılan bir interferon sıvısı verdi. Bunun bir ölçüde de olsa Çito'nun bağışıklığını arttırabileceğini umuyordu.

Böylesi bir durumda siz ne yapardınız? Tıbbın çare üretemediği ve elinizde gecelerinizi gündüzlerinizi aynı yastıkta geçirdiğiniz kedileriniz hırıltılar içinde inlerken ne yapardınız? Ve size onların bir kaç ay içinde ölecekleri söylenirse.. Alternatif tıbba yöneldik. Zira bu hikayenin "ölümle biteceğine" öylesine inanmıştık ki. Doğacı veteriner hekimlere danıştık. Onlar bize antibiyotik uygulamasını kesmememizi önerdiler. Biz de öyle yaptık. Sadece Çito'ya değil tüm kedilerimize yoğun bir şekilde bitkisel preparatlar vermeye başladık. İçeriklerinde şunlar vardı : Keten tohum yağı, balık yağı, zeytin yağı, echinecea, chlorella (deniz yosunu), bira mayası, arı poleni, gin-seng. Ayrıca yoğun bir C vitamini uygulamasına da başladık. İlaçları iğneleri çıkarılmış şırıngalar ile hazırlayıp ağızdan vermeye başladık. (Veteriner hekimimiz bu doğacı tedavi yöntemleri konusunda bizimle irtibat halindeydi. Neler yaptığımızı anlatıyorduk. Yerleşik veteriner hekimlik, doğacı veteriner hekimliği kabul etmediğinden bu uygulamaları doğal olarak öneremiyor ama çaresiz bir noktada olmamız sebebi ile de karşı çıkmıyordu. Bu konuda gerçekten ciddi bir anlayış içindeydi. Hatta benzer bir durumu yaşayan bir hastasına bile bizim bitkisel uygulamalarımızı tavsiye etmeye cesaret etmişti. Ama o hayvansever de sonuç başarayı ulaşmamıştı.) Evin bütün odaları, bütün tavanları kedilerin saçtığı sıvılarla savaş yerine dönmüştü. Ama hiç önemli değildi. Tüm üzüntümüze karşın bu dönemi onlar için son derece sakin ve sevgi dolu geçirmeye çalıştık. 24 saat boyunca dinlendirici ve sakinleştirici New Age müzikler çaldık ve kedilerimize sınırlı park gezisini sınırsıza çevirdik. Eğer öleceklerse onların özgürlüğüne daha fazla sınır koymak istemiyorduk. Oysa bu durumdaki bir çok kedi ya bir odaya kapatılıp dış dünya ile iletişimi kesiliyor ya da bir kliniğe terk ediliyordu. Biz bunu yapmayı reddettik.

Beslenme düzeneğimizi de değiştirdik. Hem bir yandan su kayıplarını önlemek için yaş mama hem de bir yandan çiğ et vermeye başladık. Aynı zamanda her sabah bir tatlı kaşığı elma sirkesi ile karıştırılmış su içirdik. Elma sirkesinin dehidrasyonu önlediği yurtdışındaki doğacı veteriner hekimlerce önerilmişti.

Yurt dışında neredeyse aramadığımız, konuşmadığımız ünlü hastane kalmadı. Hepsine teşekkür borçluyuz. Bizi tanımadan acımızı paylaştılar ve telefonda uzun uzun bize yapabileceklerimizi anlattılar. Doğacı veteriner hekimlerden hep aynı tedavi edici bir preperatın ismini duyuyorduk. "Nosode vermelisiniz" diyorlardı. Bu nosode ne idi? Türkiye'de bir bilene rastlayamadık. Veteriner hekimlik fakültelerini aradık. Yurtdışında bir sitede bir bilimsel makalede bir Türk hekimin adına rastladık. Sonunda ona ulaşmaya başardık. Homeopathy alanında çalışmıştı. "Nosode"u sorduk, ama bilmiyordu. Bu alanda bir profesör daha bulduk ama o da sadece adını duymuş, ama nasıl yapıldığını bilmiyordu. Nosode'un aslında hayvanın hasta dokusundan alınarak yapılan bir tür doğal antibiyotik olduğunu öğrendik.

Bu aşamada aslında veteriner hekimlerle o kadar içiçe olma ihtiyacı içindeydik ki, kedilerimizi kaybedecek bile olsak en azından birlikte hareket edebilsek belki diğer FIP hastaları için bir şeyler bulabileceğimizi ümit ediyorduk. Lorenzo'nun Yağı filmini seyredenler bilir, bunların olabildiğini, hasta yakınları ve tıp elele verdiğinde aslında mucizelere imza atılabildiğini... Ama hemen hemen hiç destek alamadık. Hep aynı cümleyi duyduk "çaresi yok". Nosode yapımı konusunda destek istedik, en azından yurtdışı ile konuşulup onların yönlendirmesi ile üretsek diye, ama olumlu yanıt alamadık. Oysa ki yurtdışında aradığımız kasaba veterinerleri bile bunu biliyor ve nasıl yapılacağını telefonda anlatmaya gayret ediyorlardı. Sonunda bir sitede nosode satıldığını öğrendik. Avustralya'dan acilen bu ilacı sipariş ettik. Ne yazık ki ilaç Çito'muza yetişemedi. (Çito'yu kaybettiğimiz gün ise internetten Nososde'un nasıl yapıldığını anlatan bir siteyi bulmamız ise acı bir tesadüf oldu. Bu da ona iyi gelir miydi bilemiyoruz, ama bir şans diye didinmiştik işte.)

Çito beslenmeyi reddettiği için ona her iki üç satte bir mikser ve parçalyıcı ile öğütüp krema yaptığımız yüksek besin değerleri olan yiyecekleri iğnesi çıkarılmış şırınga ile veriyorduk. Ne yazık ki güzel Çito'muzun dudakları bile artık şırınganın zorlamasından dolayı (ne kadar yumuşak davransak da) şişmiş ve yer yer kanıyordu. Burun akıntısı ise dudaklarını ve burun bölgesinde önce kurumalara sonra çatlamalara ve kanamalara sebep oluyordu. Bu durumda temiz hafif sıcak ıslak bir pamukla burnu ve ağzı temizliyor ve kurumaya karşı Bepanthene kremi sürüyorduk. Her gün bir iki saat onu balkona çıkarıp temiz hava da aldırıyorduk, tabii başında bekleyerek. Çok az yürüyordu. Hep yatıyor sadece bir günde bir kere tuvaleti için kalkıyordu. Tuvalete giderken sendeleyerek yürüyebiliyordu. yardım etmek istediğimizde kendi başına yapmak istiyordu. (İster inanın ister inanmayın ama yürümeye son teşebbüs ettiğinde amacı kızı Paşa’yı görmek içindi.) Bir ara Çito'nun durumu düzelir gibi oldu. Yemekleri yardıla ama iştahla yedi. Çito haricinde kedilerimizin durumlarında bir düzelme az da olsa görüyorduk. Ama emin olamıyorduk. Gelişme çok ağırdı. Ne yazık ki Çito'yu kurtaramadık. 15 Temmuz 2005 günü sabahında onu kaybettik. (Ne yazık ki Çito’nun karnında biriken sıvının da alınması bize önerilmedi. Onu kaybettikten sonra öğrendik ki, en azından akciğer üzerinde ciddi baskı yapan ve soluk almayı güçleştiren bu sıvının zaman zaman alınması kedinin rahatlamasına katkı sağlıyor.)

Öldüğü gün aslında o kadar üzgündük ki elimiz otopsi yaptırmaya gidemedi. Bu hataydı, diğer kedilerimizin de durumlarını netleştirmek adına bunu yapmalıydık. Üzüntü ve depresyon bizi tamamıyla felç etmişti. Çito'nun ölümü ile bu savaşı kaybedeceğimize inanmaya başladık. Neredeyse iki hafta olmuştu ve günde iki saat uyku ile ayakta duruyorduk. 20 kedimiz vardı ve ne yazık ki birini kaybetmiş idik.

Burada ilginç olan bir husus daha var. Ev kedilerimiz FIP hastalığından önce de hep sokağa çıktılar. Sokakta baktığımız kedilerimizle de yakın temas içindeydirler. Hatta sokak kedilerimiz evimize girer bazen birlikte zaman da geçirirlerdi. Ama hastalık –FIP ya da değil- evde başladığı sırada ve sonrasında sokak kedilerinde hiç böyle bir rahatsızlık gözlemlemedik. Sokak kedilerinin bağışıklığı farklı olabilir. Ama sokak kedilerimizin ev kedilerimizden tek farkı sokak kedileri balkonda yatarken ev kedileri evde yatıyorlar. Her ikisi de aynı mamayı yiyordu. Eğer kedilerimizde FIP varsa bu sokak kedilerinde de bir şekilde görülmeliydi. Tabii bu sadece bir gözlem..

Çito’yu kaybetmiştik. Sırada hangi kedimiz vardı? Bu soru beynimizi kemirip duruyordu. Çito'nun öldüğü gün iki haftadır aksatmaksızın süren yoğun bakıma bir kaç saatliğine ara verdik. Herkes kendini sakinleştirecek bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Bilgisayar ve internetle bu kadar haşır neşir olan bizler, yoğun bakım süresince sadece doğacı veteriner hekimlerle yazışmış ve internetten bitkisel preparatlar hakkında bilgi edinmiş idik. Ama bunun dışında internete girmemiştik, yoğun tedavi programı sebebi ile girememiştik. Çito'nun kaybından ve onu bahçemize defnettikten sonra bir yandan ağlayarak bir yandan da hala bir umut olabilir diye internete girdik ve orada Yahoogroups içinde FIP ile ilgili bir grup (http://groups.yahoo.com/group/FIP/ ) bulduk. Bu grubu daha önceden keşfedemediğimize hayıflandık. Hemen üye olduk. İnanılmaz bir gruptu, bu gruptaki herkese şükran borçluyuz. Allah hepsinden razı olsun. Yardım çığlığımıza anında onlarca ileti gelmeye başladı. Dünyanın her yerinden iletiler alıyorduk. Her ne kadar ticaret amaçlı kedi üretimini hoş görmesek de bu grubun bir üyesi olan bir kedi çiftliği sahibi bize Lysine uygulamamızı önerdi. (Allah ondan razı olsun.) Lysine'nin ne olduğunu bilmiyorduk. Hemen öğrendik bir amino asitti ve doğal ilaçların satıldığı GNC, Solgar gibi mağazalarda bulunabiliyordu. (Pahalı da değil.) Lysine et tadındaydı ve Herpes Virüs'ün neredeyse tek ilacıydı. Bazen Herpes Virüs'ün de bu tür rahatsızlıklara sebep olduğu ve FIP'e benzer belirtiler ortaya çıkardığı söylendi bize. Lysine'i kedilerimizin sularına karıştırdık, iki kaşık arasında ezerek mayonezle karıştırıp ağız yolu ile de verdik.

Çito'yu kaybetmemizin üzerinden bir hafta geçmeye başlamıştı ki, kedilerimizde iyileşme belirtileri görmeye başladık. Kedilerimiz bir iki hafta içinde nezleyi, ateşi yendiler ve eski hallerine geri döndüler. O günlerden bugüne neredeyse bir yıl geçti. Takviye edici uygulamaları kesmedik. Ama eskisi kadar yoğun uygulamıyoruz. Ev ortamında kedilerimiz için stres olabilecek şeyler için olabildiğinde önlem aldık, stres kaynaklarını azalttık. (Özellikle elektrik süpürgesinin gürültüsü, ciddi bir korku ve stres kaynağı idi.) Park gezilerini daha sık izin veriyoruz artık. Beslenme düzenekleri ise tamamen kuru mamaya döndü. Yarı mama yarı ev yemeğine onları bir türlü razı edemedik. Allah'a çok şükür ve nazar deymesin ki (bizim için tahtaya vurun ne'olur) kedilerimiz Çito hariç bizlerle birlikte (aslında Çito'da bizimle, bunu hissediyoruz) ve ciddi sağlık sorunları görmüyoruz. Ama onların FIP olup olmadıklarını hala kesin olarak bilmiyoruz. Belki FIP'ler belki FIP değiller. Bu korku tepemizde asılı bir Demokles Kılıcı gibi dursa da, bir yandan da yaşadığımız kaybetme korkusu onların bizler için olan değerini daha da arttırdı. Bu kötü günlerden bile bir ders aldık. Dindar olmasak da inançlı kişileriz ve Allah'a bize verdiği bu şans için teşekkür ediyoruz. Yarının ne getireceğini bilmesek de kararan dünyamızda güneş yeniden doğdu, batar mı batmaz mı bilmiyoruz. Anı yaşıyoruz ve onlarla geçirdiğimiz her dakikayı çok önemsiyoruz.

Bu hastalık sırasında veteriner hekimlerden dilediğimiz desteği göremesek de bunu bir suçlama olarak kaleme almıyoruz. Bu sorunu çözümü yine aynı üçgende; hayvan, hayvan dostu ve veteriner hekim. Bu yazıyı yazarken üçlüyü zedelemeyi asla amaçlamadık. Ama bu sorunu yazmalıyız, bu bizim sorunumuz ve birlikte çözmeliyiz.

Bu yazıyı FIP teşhisi konan bir kedinin dostu olarak okuyanlara ise acil şifalar diliyoruz. Ama ne olur umudunuzu kaybetmeyin. Mutlu son olur mu olmaz mı bilemeyiz ama dünya üzerinde bir çok insan hayvanlarla kurulan bu değerli dostluktan bi haber. Onu kaybetseniz bile bir çok insanla kıyaslandığında aslında hayattan neler kazandığınızı da hatırlamaya çalışın. Bir gün hepimiz bir yerlerde buluşacağız. Diğer kaybettiğimiz kedilerimiz Cathy, Sarı Kız, Fındık, Tarkan gibi Çito da bizi bir yerlerde bekliyor biliyoruz. Ama yine de yaşamın enerjisine gereken değeri vermeliyiz. Yaşamın sürprüzü bu değerde yatıyor. Sizleri seviyoruz. Sevdiğiniz insanlarla, kedilerinizle sağlıcakla ve sevgiyle kalın.

Çito'yu ve diğer kedilerimizi tedavi etmeye çalışırken ara ara mutfakta on dakikalığına mola verirdik. Bir sandalyenin üzerinde yorgunluktan yığılır kalırdık. Mutfakta kısık sesle çalan radyodan ise üzüntüden bitkin molalarımızda hep aynı şarkıya rast gelirdik. Çito'yu kaybettikten sonra şarkıyı daha bir fark ettik ve sözlerini bulup okuduğumuzda bunun aslında Çito'nun bize mesajı olduğunu düşündük. Bee Gees'in unutulmaz "Ölümsüzlük" isimli şarkısı idi bu.. Bir tesadüf müydü? Çito bize bir mesaj iletmişti, bu mesajı ona kavuşana dek yüreğimizde yaşatacağız "Biz elveda demiyoruz."

Ö L Ü M S Ü Z L Ü K

(Bee Gees'ten)

 

Evet bu benim

Ve bütün bildiğim bu

Ve yaşamayı seçmeliyim

Verebileceğim herşey için

Ateş, kıvılcımı çoğaltır

 

Mümkünse bir hayal kuracağım

Beni ben yapan inancımın simgesi

Ve sen sadece benimsin

 

Ve uzanan giden yolu izlemeliyim

Yüreğim aklımı kontrol etmeyecek

Ve sen sadece benimsin

 

Ve elveda demiyoruz

Biz elveda demiyoruz

Ve ne olmam gerektiğini biliyorum

 

Ölümsüzlük

Yolculuğumu sonsuzluğa yaparım

Hatıralarını ve beni aklımda tutarım

İçimde

 

Kaderini tamamla

O orada bir çocuğun içinde

Rüzgarım asla sona ermeyecek

İnancım rüzgara karışır

Kalplerin Kralı

Joker’in yabaniliği

 

Biz elveda demiyoruz

Biz elveda demiyoruz

Onlara kendimi hatırlatacağım

 

İstediğim hayali buldum

Her bir dirhemimde görmeliyim

Sen sadece benimsin

 

üzgünüm aşk için rolüm olmadığı için

Kalbimden vazgeç yolumu bulacağım

Yapacaklarımı ver bana

 

 

Ölümsüzlük

İçimde bir görüntü ve ateş var

Hatıralarını ve beni aklımda tutarım

İçimden

 

Ve biz elveda demiyoruz

Biz elveda demiyoruz

 

Tüm aşkım senin içindir

Ve her ne yapabilirsek

 

Biz elveda demiyoruz

 

 

 
 

 
     
 

 

Yaşam kedilerle daha güzel!

Her hakkı mahfuzdur.

 © Copyright 2003-2009

All rights reserved.